15 Temmuz sonrasında yaşanan tasfiyeler, özellikle TSK’nin kaybolan muharebe müessiriyeti hakkında, maalesef -zamanın ruhuna uygun olarak- pek fazla bir şey yazılıp çizilmedi. Eleştirel mahiyette yazılan fevkalade mahdut sayıdaki makaleler de hep sayısal kayıplara odaklandı. Bu makaleler de, ya sayıların önemini olduğundan küçük göstermeye ve açığın çok kısa sürede kapatılabileceğine veya ne kadar “korkunç“rakamlardan bahsedilse de yapılanların iyi ve gerekli olduğunu göstermeye odaklandı. (Sayılar tam anlamıyla korkunç, açığın kapatılabilmesi de mümkün değil. Sayın Milli Savunma Bakanı’nın dahiyane(!) planıyla son beş yıldaki asteğmenlerle subay açığının kapatılabileceğini tabii ki hiç bir aklı başında insan düşünemez. Fakat, sayısal konular bir başka yazının mevzusu.) Ancak görebildiğimiz kadarıyla bir kaç münferit yazı dışında, kimse yaşanan büyük tasfiyenin mevcut birliklerin psikolojisi, daha da önemlisi Ordu’nun can suyu olan silah arkadaşlığı ve birlik ruhu üzerindeki yıkıcı/ölümcül etkilerinden bahsetmedi. Bu yazının maksadı da, fazla konuşulmayan bu vahim tesirleri gündeme getirmek.

Lafı fazla uzatmadan, Ordu’nun 15 Temmuz sonrası bozulan kimyasının-esprit de corps– ana bileşenlerini sıralayalım ve açıklayalım:

  1. Yıkılan silah arkadaşlığı,
  2. Komutanlara güvensizlik,
  3. Liyakatin (Meritokrasi) sadakatle “ikame”si, Orduya siyasetin bulaşması,
  4. Millet ile olan bağın kopuşu,
  5. Korku kültürünün hüküm sürmesi.

1. Yıkılan Silah Arkadaşlığı

Silah arkadaşlığı, üniforma giyme şerefine nail olmuş her namuslu insanın da kabul edeceği gibi, Ordu’yu birarada tutan en temel manevi değerdir. Bayrak, vatan, millet gibi kutsal kavramlar uğruna “canını seve seve feda eylemeye” yemin eden insanları bir arada tutan temel tutkal olan silah arkadaşlığı, özellikle Subaylar arasında ortadan kalktığı anda, Ordu’nun insicamını muhafaza etmesi düşünülemez.

Silah arkadaşlığı, bir kaç farklı koldan yapılan tahribat neticesinde, onarılamayacak şekilde 15 Temmuz sonrasında “ilga” edilmiştir:

a. “Hainler aramızda” kampanyası:

Artık hiç bir Subay, tasfiye edilen ve bir anda hain damgası yapıştırılan arkadaşlarının FETÖ’den dolayı tasfiye edildiğine inanmıyor, ama insanların birbirlerine duyduğu güveni yıkmak adına verilebilecek zarar çoktan verildi. Sorgusuz sualsiz “hain” damgasıyla arkadaşları onar onar atılan subaylar, “bu da hainmiş” diye birbirlerini damgalamaya, konuşmaya başladı. 25 yıldır tanışan silah arkadaşları, bir tanesi atılınca diğerine hain demek ve dememek arasında kaldı. Tamamen suçsuz insanlar, hiç sebep gösterilmeden damgalanınca “Canımı onlar uğruna feda ettiğim, beraber mermi yediğim insanlar bana suçun var mı diye dahi sormadı!” dedi, henüz atılmamışlar bu haksızlıkları görse dahi sesini çıkaramamaktan  perişan oldu ve “biz nasıl silah arkadaşıyız” diye sorgulamaya başladı.

İnsanlar, tasfiyeler sırasında atılan bir arkadaşının telefon defterinde bulunmanın dahi suç ve atılma nedeni sayılması sebebiyle, birbirleriyle görüşmeyi konuşmayı bile kesti. Yediği içtiği ayrı gitmeyen, eşlerinden çok birbirini gören, uzun görevlere gittiğinde ailesini arkadaşına emanet eden, silah arkadaşının çocuklarını kendi çocuğundan önce düşünen insanlar birbirlerine selam vermez oldu.

b. Gammazcılık

Bugün artık çok açık ki, TSK’dan ilişiği kesilenlerin çok büyük çoğunluğunun FETÖ ile ilgisi yok. Tasfiye listeleri çok önceden hazırlanmış ve TSK içindeki neo-cuntacı ekip [1]  kendinden olmayanları elimine etmek için tüm hazırlıklarını tamamlamış. 15 Temmuz sonrasında ise – özellikle Avrasyacılardan oluşan- bu cuntacı ekip, listeleri hazırlamanın ötesinde de inanılmaz bir jurnalleme kampanyası yürüttü. İnsanlara başkalarını gammazlamaları karşılığında makamlar verildi. İhbarcılar teşvik edildi, delil aramaksızın ihbarlar kabul edildi ve ödüllendirildi. “Canını alsalar arkadaşını satmayacak” insanların ordusu, “ispiyoncular” çetesine dönüştü. Menfaat peşindeki kifayetsiz muhteris subaylar, sırf makam uğruna, belki de sadece hoşlanmadığı için arkadaşlarını, üstlerini gammazladı. Neticede, arkasını birbirine dönemeyen bir milis gücü kaldı elde.

Şu anda, atılanlar ve kızağa çekilenler, kendilerini gammazlayan insanların pek çoğunu isim isim biliyor, bazılarından şüphe ediyorlar. Kurum içerisinde, insanlar arasında 12 Eylül sonrasında hiç yaşanmamış bir “şunların adamı” şayiası dolaşıyor. Varın siz düşünün, birbiri hakkında bu kadar güvensizlik duyan askerlerin nasıl savaşabileceğini.

En vahimi, Komutanlar, kendisini sevmeyen birisi tarafından hakkında yapılacak “bu FETÖ’cüdür” ihbarı korkusuyla astlarına emir veremez konuma geldi.

Belki en vahim olay ise,  bizzat kurum içinde teşkil edilen, halen faal olan ve basına çok az kısmı yansıyan “işkence mangaları”. Subay ve astsubaylar, artık bizzat kendi silah arkadaşları tarafından işkence yapılan, zorla ifadeler imzalatılan ve tasfiyeler yapılan bir orduda çalıştıklarının farkında…

c. Acıda ve kederde bir olmama

Yukarıda kısaca değinildiği gibi, silah arkadaşlığının alamet-i farikası, kötü günlerinde, ailelerde dahi görülmeyen şekilde birbirlerine destek çıkmaktır. Babasından para isteyemeyen insanlar devre arkadaşından borç, hatta karşılıksız para alır. Göreve giden karısını, çocuklarını mesai arkadaşına bırakır. Hastalık, ölüm, borç… Akla gelebilecek en kötü olaylarda sığınılan yer her zaman silah arkadaşı olur. Ya da olurDU…

Şimdiki manzara ise çok farklı: Binlerce insan atıldı, suçu belli değil. Hapiste, işkence görüyor. Eşler lojmanlardan atıldı, anası babası dahi sahip çıkmıyor. Bakkal ekmek vermez konuma geldi, kadınlar, bebekler açta açıkta.Gelin görün ki, hiç bir silah arkadaşı geride kalanları arayıp “geçmiş olsun” dahi diyemiyor. Balyoz ve Ergenekon davalarında hapise giren (ve şimdi sorgusuz sualsiz atılan binlerce insandan farklı olarak, haklarında bir sürü delil olan) insanların zayi olmaması için maaşlarından para veren, ailelerine sahip çıkan ve yek vücut olan TSK mensupları, bugünkü “alçaklık” karşısında, kuruma ve arkadaşlarına olan güvenini kaybetmiştir. Bunun de facto anlamı; silah arkadaşlığının kalmadığıdır.

2. Komutanlara Güvensizlik

a. Komutanların Yetersizliği:

Komutanlık, her Harbiye mezununun en büyük hayali ve varlık sebebidir. Her ne kadar Komutanlar, özellikle Generaller, öteden beri mesleğin sert tabiatı gereği astları tarafından çoğu zaman beğenilmemiş ise de, onların yeterliliğinin sorgulanması hep sınırlı boyutta kalmıştır.

Biraz açmak gerekirse, Tabur Komutanlığı ve üstü makamlar, seçimle verilen görevlerdir. Kim ne derse desin, eldeki en iyi subaylar bu görevlere seçilir. Özellikle söz konusu olan Generallik olunca, Askeri Harekatın taktik-operatif-stratejik bütün boyutları konusunda Harp Akademisi eğitimi almış, Tugay seviyesinden Genel Kurmay Başkanlığı seviyesine kadar büyük birliklerin sevk, idare ve harekat planlamasının içerisinde görev almış insanlar bu makamlara seçilir. Kurmay Yüzbaşı iken Tugayın harekat, istihbarat ve lojistiğini planlayan subaylar 15 yıl daha meslekte piştikten sonra General olurlar. Daha doğrusu olurlarDI!

15 Temmuz sonrasında ise, bu Komutanların çok büyük çoğunluğu tasfiye edildi. Doğu ve Güneydoğu’da kahramanca savaşan ve herkesin çok takdir ettiği Generaller, darbe ile hiç bir ilgisi olmadığı halde 16 Temmuz sabahı tutuklandı. Bunların pek çoğu olay gecesi operasyonda idi. Sadece Hakkari’ye bakmak bile yeterli: Yılların Özel Kuvvetçisi Tümen Komutanı, uzun yıllar komando birlik tecrübesine sahip madalyalı Dağ ve Komando Tugay Komutanı, en üst sıradan terfi eden Şemdinli Tugay Komutanı, çok iyi bir Komutan olan Çukurca Tugay Komutanı, Hudut Alay Komutanı, Komutan Yardımcıları…. Hepsi atıldı ve/veya hapiste, hiç bir suçları olmadığı halde. Benzer manzaraları bütün yurt sathına yaymak mümkün. Sadece Kara Kuvvetlerinde tasfiye edilen Tuğgeneral sayısı 120’nin üzerinde.

Bunun yanında, tasfiye edilenlerin yerine, “Anayasal düzene aykırı” düşünceleri sebebiyle takip altında olan, yıllardır haklarında “birlik yönetemez” sicili verilmiş, atandıkları görevleri yerine getirebilmek için yeterli eğitimi ve tecrübesi olmayan insanlar generalliğe terfi ettirildi. (Terfi edenler arasında muhakkak mesleğinde ehil olanlar vardır ancak bu, yılların birikimiyle oluşturulmuş bir terfi ve tayin sisteminin bilinçli olarak  yıkıldığı ve bunun sonucu görev alan “nadir” iyi subayların bir kaide değil istisna olduğunu değiştirmez.) Sonuç olarak, Türk Silahlı Kuvvetleri, yetersiz, eğitimsiz, liyakatsiz ve (bir anda hiç beklemedikleri görevleri üstlendiklerinden dolayı) hazırlıksız Komutanlara bırakıldı. [2]

b. Karakter Düşüklüğü:

Yukarıda ifade edilen Komutanların yetersizliği astların duyduğu güvensizliğin bir boyutu ise, bir diğer boyutu da astlarını göz kırpmadan feda eden, hatta bizzat onları gammazlayan, ihraç eden komutanların sergilediği inanılmaz karakter düşüklüğüdür. Haksız yere atılan, hapse giren insanlar, uğradıkları haksızlıklar karşısında Komutanlarından medet umar iken, onların kendilerini siyaset tanrılarına kurban etmede en önde yer almaları karşısında devasa bir hayal kırıklığı yaşamışlardır. [3]

TSK İç Hizmet Kanunu itaatin kaynağını ” âmir veya üstün kanuni selâhiyetinden korkmaktan ziyade onun bilgisine, rütbe ve makamına ve şahsına karşı duyulan ve beslenen saygı ve sevgi” olarak belirtir. Bu saygı ve sevginin birinci gereği olarak, Komutanlar astlarına sahip çıkar. Şu anda ise  Komutanlar, “iktidar sahiplerinin şahsi menfaatleri” doğrultusunda elinde kılıç, masumları doğrayan paralı cellatlar gibi görülmektedir. Siyasilerin “atabildiğiniz kadar adam atın” çağrılarına büyük bir hevesle koşan Komutanlarına saygı, sevgi ve güven duymayan astlardan mutlak itaat beklemek, her geçen gün tanklarını, zırhlı araçlarını düşmana bıraktığı bir başka onur kırıcı fotoğrafı kamuoyuna yansıyan “yeni Türkiye’nin yeni Ordu’su”ndan büyük başarılar beklemek kadar beyhude bir hayal olarak kalmak zorundadır.

Devam edecek…

[1] Avrasyacılar, Milli-Görüşçüler ve opportunist/menfaatçi sözde milliyetçi-muhafazakar görünümlü kişiliksiz generallerden oluşan bu ekip, bir başka yazı konusu. Ancak, bir ipucu almak adına, 15 Temmuz sonrası General terfilerine bakılabilir.

[2]İlerleyen yazılarda, isim isim kimler tasfiye edildi ve yerlerine kimler getiridi sıralandığında, bu gerçek çok daha açık görülecektir.

[3] Bu acınacak durumun kamuoyuna yansayan en bariz örneği, darbe girişiminin bertaraf edilmesinde en önemli rollerden birisini üstlenen Lojistik Komutanı Korg. Yıldırım Güvenç’in kendi Komutanlarına yazdığı mektup ile ortaya çıkmıştır. Bir Korgeneralin dahi amirlerinin kendisini satması karşısındaki beyhude haykırışları ve sonrasında yaşadığı hayal kırıklığının, alt kademelere geometrik olarak yansıyacağı ve astların komutanlarına güvenmemekte ne kadar haklı olduğu izahtan varestedir.

Advertisements