Yazar:Serdar Muradî

“Şu anda El-Bab kuşatılmış vaziyette, bitti bitiyor.”

Recep Tayyip Erdoğan,

Tarih:23 Aralık 2016, El Bab’da 16 askerden fazla şehit verilip, tanklar düşmana kaptırıldıktan ve IŞİD iki Türk Askerini canlı canlı yaktıktan bir gün sonra,

Yer: SÜTAŞ fabrikası, Tire/İzmir

Türk Silahlı Kuvvetleri (TSK)’nin 24 Ağustos 2016 tarihinde Özgür Suriye Ordusu (ÖSO) ile birlikte başlattığı Fırat Kalkanı harekâtı devam ediyor. Türkiye’nin kadim dış politika prensibi olan “Yurtta Sulh Cihanda Sulh”un fütursuzca ayaklar altına alındığı Suriye Politikası’ndaki son perdeyi teşkil eden bu harekât, maalesef objektif olarak değerlendirilmiş değil. Bu yazıda da, hamasî ve içi boş nutukların, analizlerin birlikleri ve TSK’yı açık bir felakete sürüklediğinden hareketle, harekâtın Harp Sanatı açısından değerlendirilmesi amaçlanmaktadır. (Genel okuyucuya hitap edebilmesi açısından, mümkün olduğu kadar Askerî jargon asgarî seviyede kullanılmaya gayret edilmiş, kavram ve usüller anlaşılabilirliği artırmak maksadıyla basitleştirilmiştir.)

İki bölüm olarak yayımlayacağımız yazının birinci bölümünde, bu harekâtın ayakları yere basan bir şekilde değerlendirilebilmesi maksadıyla, Meskun Mahallerde Muharebe tabir edilen bu harekât nev’i ile alakalı altyapı mahiyetinde teorik -Askerî ifadeyle nazarî- bilgiler verilecek, yazının ikinci bölümünde ise TSK tarafından şu anda icra edilen harekât tahlil edilerek ve alternatif hal tarzı teklif edilecektir.

(Her ne kadar biraz uzun da olsa, okuyucularımıza sabır ile yazının birinci kısmı olan bu teorik çerçeveyi okumasını tavsiye ediyoruz ki, birliklerimizin karşı karşıya olduğu durumu net bir şekilde değerlendirebilsinler ve bir meskun mahale harekât düzenlemenin, askerlik konusunda hiç tecrübesi olmayan siyasiler tarafından ne kadar hafife alındığını ve nasıl riskler taşıdığını idrak edebilsinler.)

c1ld3xzwiaapsbn-jpg-large
Türk ZPT’leri ile ilerleyen ÖSO militanları. Aracın arkasında yer alan flamada “Ahrar-ı Şarki”  yazısı yer almaktadır.

 Askerî Harekât ve Şehir Savaşı Hakkında Genel Bilgi

a. Askerî Harekât Planlaması Nasıl Yapılır?

Bir Harekâtın esasını Harekât Planlaması teşkil eder. İyi yapılmamış bir planlamanın başarıya ulaşması tamamen tesadüflere kalmış demek abartılı olmaz. Dünyadaki en uzun ve kapsamlılardan birisi olan Harp Akademileri eğitiminin esasını da  bu planlama teşkil eder. “Kurmay” tabiri, bu zorlu eğitim sonrasında harekat planlama konusunda ehliyet kazanmış subayı tanımlar.

Askeri Harekât’ın Planlanmasının başlangıcını Siyasi İrade tarafından verilen Siyasi Direktif (Siyasi Hedef) teşkil eder. Harekât Planları da, bu Siyasi Hedef, Askeri Hedeflere dönüştürülerek hazırlanır. Askeri literatürdeki en önemli prensiplerden olan “hedeften geriye planlama” ile kast edilen de tam olarak budur. Ana hatlarıyla,

-İstenen son durum (end state) belirlenir,

– Son durum, harekat planlarında “Vazife” (Mission) olarak özetlenir ve istenen “Maksat” açıkça ortaya koyulur,

– Klasik ifadesiyle “bu maksadın tahakkuku için” yapılması gerekenler en ince detayına kadar planlanır ve birlikler bunu uygularlar. İlerleyen bölümlerde bu kavramların önemi somut olarak ortaya çıkacaktır.

b. Meskûn Mahallerde Muharebe (Urban Operations) Nedir?

Yaygın ifadesiyle şehir savaşları olarak bilinen husus askeri literatürde Meskûn Mahallerde Muharebe (MMM) olarak ifade edilir. Meskûn bir bölge; ekonomik, sanayi, iletişim ve haberleşme tesislerinin yer aldığı, devleti temsil eden yapılara sahip halktan ibaret bir topluluk olarak tarif edilebilir. Meskûn yerler; şehirleri, kasabaları ve köyleri kapsar.MMM, bilinen en eski kayıtlardan bu güne, en arzu edilmeyen ve kaçınılması gereken harekât çeşididir.

Sun Tzu “Savaş Sanatı”nda, harpte başarılı olacak komutanın özelliklerinden bahsederken, meskûn mahale girilmemesini öğütler ve bu gün dahi geçerli olan temel prensibi de belirler: Meskûn mahallerin mümkün olduğu kadar etrafından dolaşılmalı, geri bölgede zafiyete sebep olmasını önlemek maksadıyla tecrit edilip kontrol altına alınmalı ve asıl hedefe yoğunlaşılmalıdır. Çünkü meskûn mahalde muharebeler, taarruz eden birlik açısından zaman alıcı, fazla birliğe ihtiyaç duyulması nedeniyle kuvvet tasarrufuna imkân tanımayan ve fazla zayiat riski taşıyan bir muharebe çeşididir.

MMM’den mümkün olduğu kadar kaçınılması, zorunlu olmadıkça girilmemesi TSK açısından da geçerliliğini koruyan bir prensiptir. Temel yayın olan KKT 31-50 (A) Meskun Mahalde Muharebe talimnamesi, meskun mahallere taarruzdan kaçınmanın sebepleri arasında, yukarıda bahsedilen hususlara ilave olarak, bedensel açıdan yıpratıcılık, sivillerle ilgilenme zorunluluğu, Kara Harbi Hukuku’nun kısıtlamaları gösterilmektedir. Ayrıca, asimetrik bir harpte, sivil terörist ayrımı yapmanın imkânsızlığıile medya etkisi nedeniyle kamuoyu baskısına maruz kalma olasılığı meskûn mahalde muharebeden kaçınmanın sebepleri olarak öne çıkmaktadır.

Askeri Harekât açısından meskûn mahaller dört sektörde incelenir:[1]

  • Şehir üzerindeki hava sahası ve buraya yönelik tehditler (hasmın hava savunma sistemleri benzeri)
  • Binaların üst katları,
  • Zemin seviyesi, yeryüzü
  • Yeraltı (tüneller, lağım şebekesi, binaların bodrum katları v.b.)

Yukarıda ifade edilen 4 boyutlu harekât sahasının sağladığı kendine has (unique) şartlardan dolayı evrensel askerî literatürde şehirler, taarruz eden açısından dezavantajlı savunana ise avantaj sağlayan bir harekât sahası olarak adlandırılır.

Şehirlere Harekât İçin İki Hareket Tarzı

Taarruz edene tehditlerin meskun mahalde diğer harekat çeşitlerine göre arttığı dikkate dikkate alındığında, meskûn mahale taarruz eden konvansiyonel birlikler açısından askerî literatür başlıca iki hareket tarzı üzerine yoğunlaşır:

Birinci hareket tarzı; (birliklerimizin de şu anda icra etmeye çalıştıkları) meskun mahaldeki sivillerin tahliyesini ve hava üstünlüğünün sağlanması sonrasında aşırı zayiatı kabul ederek, meskun mahali oda oda, bina bina, mahalle mahalle temizlemek, kullanılamaz hale getirmek, ilerlerken tehdit olmaması için yeterli birlikle kontrolü sağlamak.

Bu hareket tarzında çok iyi eğitilmiş ve tecrübeli küçük birlikler kullanılır, tek er seviyesinde dahi önemli görevler düşer. Her er kendi görevini iyi şekilde anlayacak, komutanının görevini iyi şekilde bilecek, gerektiğinde inisiyatif geliştirip hareket edecek ve birliğinin dolayısıyla komutanının görevini tamamlamasına azami katkıda bulanacaktır.

Bu hareket tarzı tam teçhizatla donatılmış, tek er ve birlik seviyesinde eğitilmiş, kuvvetler arası koordinasyonu tamamlamış, sürdürülebilir personel ve lojistik desteğe sahip, komuta kontrolü etkin sağlayabilen istihbarat-ateş destek-manevra olanağına sahip operasyonel birlikler gerektirir. 

İkinci hareket tarzı; hava üstünlüğünün sağlanması sonrasında meskûn mahal çepeçevre kuşatılır ve tecrit edilir. Meskûn mahalin içerisine girilmez, kara birlikleri beka tedbirlerini alarak, emniyetli mesafede meskun mahali kontrol edebilecek uzaklıkta konumlandırılır. Meskun mahal etrafında kuş uçurtulmaz. Girişler ve çıkışlar kontrol edilir.

Sivil halkın meskûn mahali boşaltması sağlanırken, arasına teröristlerin karışması önlenerek geri bölgede kurulacak kamplarda sivil halk gözetim altında bulundurulur. Hava üstünlüğü kapsamında, teröristlerin İHA’ları düşürülürken dost İHA’lar ve dost kuşatma birliğinin elindeki termal kameralar ile tespit edilen terörist hedefleri ateşle taarruz (Savaş uçakları, taarruz helikopterleri, zırhlı araç top ve makineli tüfekleri, havanlar gibi eldeki tüm silahlarla atış yapılarak) ile imha edilir.

Ayrıntılı nokta istihbaratına dayanan analizler sonucu gerektiğinde, lider kadro benzeri Yüksek Değerlikli Hedeflere (YDH) özel kuvvetler ile cerrahî (surgical) nokta operasyonları yapılarak sür’atle girip çıkılır. Hedef bir bölgeyi ele geçirmektense azami teröristi etkisiz hale getirmektir. Meskûn mahal içerisindeki teröristlerin takviye alması önlenerek lojistik ve personel desteği kesilen teröristlerin savaşma azim ve iradesi kırılır, teslim olmaya zorlanır. Birlikler bu hareket tarzında meskun mahale sokulmaz, tehlikeye atılmaz.Zaman açısından birinci hareket tarzına göre netice almak daha uzun sürebilir. Her iki hareket tarzının fayda ve mahsurları özet olarak aşağıda  belirtilmiştir

Fayda ve Mahzurlar

Birinci hareket tarzı

İkinci hareket tarzı

Tehdit

Tehdit bütün unsurları ile (hava sahası, binaların üst katları, yeryüzü ve yer altı) meskun mahaldir.

Tehdit çoğunlukla hava sahası ve görmeyerek ateşler.

Komuta Kontrol

Meskun mahale girdikçe zorlaşır.

Nispeten kolaydır.

Çatışma ve Zayiat

Çatışma yoğundur, aşırı zayiat verilir.

Çatışma nispeten daha az yaşanır ve zayiat az verilir.

Eğitim

Her seviyeden tek er seviyesine kadar önem verilmesi gerekir.

Ağırlıkla Birlik eğitimine odaklanılır. 

Sivil Zayiat

Sivillerin canlı kalkan olarak kullanılması ve ölümler daha fazla yaşanır. Uluslar arası alanda suç unsuru oluşturur.

Nispeten daha azdır.

Takviye İmkanı

Şehirde savunanın takviye imkanı vardır.

Savunanın takviye imkanı yoktur.

Harekâtın Süresi

Uzun sürer.

Daha uzun sürer.

Yukarıda hazırladığımız tablo incelendiğinde; birinci hareket tarzına göre çok daha avantajlı olan, az zayiat verilen ancak daha uzun süren ikinci hareket tarzı tercih edilmesi gerektiği ortaya çıkar.  Ancak Türkiye, imkan ve kabiliyetlerdeki yetersizlik (ikinci hareket tarzının gerektireceği birlikler, sürekli hava desteği v.b.) ve siyasi baskılar baskılar sebebiyle, askerliğin gereğini yapmamış ve çok yüksek can kayıplarına gebe olan birinci hareket tarzını seçmiştir.

Özellikle gelişmiş toplumların kendi asker kayıplarına gösterdiği -ve nedense ülkemizde olmayan- büyük ve haklı tepki, kurumlar üzerinde baskı kurar.[2] Verilecek zayiatı azaltma da en önemli planlama faktörlerinden birisi haline gelir. Siyasî rant kaygısıyla süratin zayiatın önüne geçtiği ülkemizde ise maalesef tam tersi olmuştur.

Şu ana kadar ülkemizin Suriye Macerası’nın değerlendirilebilmesi maksadıyla verilen nazari bilgilerin sahadaki yansımalarını yazının ikinci kısmında ele alacağız.

Referanslar


[1] Joint Publication 3-06 Joint Urban Operations, 2009, II-11,II-12.

[2] ROBINSON, P. (1999) ‘The CNN effect: can the news media drive foreign policy?’, Review of International Studies, 25(2), pp. 301–309.

Advertisements