Yazar:Serdar Muradî

Bir önceki yazıda, Askerî Harekât ve Meskûn Mahallerde Muharebe MMM ile ilgili teorik bilgi ile bu çeşit muharebelerin nasıl icra edilebileceği ve nelerin dikkate alınması gerektiğini ifade etmeye çalıştık. Yazının bu ikinci bölümünde, somuta inilerek El Bab harekâtı irdelenecektir.

El-Bab Neyin Kapısı?

Suriye, Radikal İslamcı Terör ve sahadaki durum hakkında sayılı bilgili gazetecilerden olan Fehim Taştekin, Arapça “Kapı” anlamına gelen bu şehrin isminden mülhem,  “El Bab! Felaket Kapısı!” isimli bir yazı kaleme almıştı. Tespitlerine katıldığımız bu yazının yanına, biz de askerî olarak bu kapının mahiyetini irdelemeye çalışacağız.

El Bab Harekâtı; Harp Prensipleri ve Askeri Harekâtın kaideleri açısından incelendiğinde pek çok açıdan büyük sorun sahalarını içinde barındırmaktadır. Basında yer alan zafer naralarının aksine, sahadan alınan haberler de hiç de iç açıcı değildir.

Millî Ordunun Tasfiyesi

Türk Ordusu, 15 Temmuz öncesinde, başta 2’nci Ordu Komutanı Adem Huduti olmak üzere, Generaller ve Kurmay Subaylar tarafından, haklılığı bugün çok açık ortaya çıkan gerekçelerle karşı çıkılan bir operasyona, muharebe kabiliyeti tartışmalı müttefiki ÖSO ile birlikte DAEŞ ve PKK/PYD’nin elindeki meskun mahalleri (El-Bab’tan sonra Menbiç ve sonrasında Rakka ile harekatın devam edeceği ifade edilmektedirele geçirme“macera”sına sürüklenmiştir. Daha az kayıp verilerek menfaatlerimizi elde etmeyi sağlayacak başka yollar varken, aşırı zayiatı kabul ederek taktik alanda meskun mahalde muharebe etme kararı alınmıştır. 

El Bab Harekâtında Birliklerimizi Neler Bekliyor?

Bir önceki yazının başında verdiğimiz Erdoğan’ın “şu anda El-Bab kuşatılmış vaziyette, bitti bitiyor” ifadesinden basit bir harekat icra ediliyormuş anlamını çıkarmak kaçınılmaz. Ancak bilgiye dayanan bir değerlendirme yapmak isteyenler için, fazla detaya girmeden, yine daha önce ifade edilen meskûn mahallerin askeri harekât planlamaya esas 4 sektörü hakkında ilk bakışta dikkate alınması gereken hususları inceleyelim. (Binaları ve üst katları aynı bölümde “şehir” başlığı altında inceledik)

1.  Hava Sahası:

Harp tarihi bize yalnızca hava gücünün kullanılması ile meskun mahalde savunan düşmanın etkisiz hale getirilemeyeceğini, en son İsrail-Lübnan Savaşında olduğu gibi, çok açık bir şekilde göstermiştir. Bununla birlikte, Askeri Harekât’ın olmazsa olmazı, hava üstünlüğünün tesis edilmesi olduğu da yadsınamaz. Başarı için, müşterek harekat (Kara, Deniz ve Hava güçlerinin birlikte kullanılması) anlayışı içerisinde hava gücünden -uçak ve helikopter- etkin şekilde faydalanmak, istihbarat maksatlı İnsansız Hava Araç (İHA)’larını da bu çerçevede değerlendirmek  gerekir. 

IŞİD özelinde bir hava gücünden -en azından El Bab’da- söz edilemeyeceği için burada dikkate alınması gereken, düşman hava savunması ve kendi hava desteği sağlama kapasitemizdir. Maalesef, siyasi ağızlardan NATO ve ABD’ye yapılan “hava desteği” çağrılarından anlaşıldığı üzere, birliklerimiz hava üstünlüğü sağlanmadan muharebe etmeye çalışmaktadır. Ayrıca,  IŞİD’in elinde Stinger dahil çok çeşitli hava savunma silah sistemlerinin var olduğu bilinmektedir. Bunun en önemli etkisi ise, küçük birlik harekâtında en önemli ateş destek elemanı olan Taarruz Helikopterleri ve başta yaralı tahliyesi olmak üzere ulaştırma ve birlik kaydırmanın en süratli vasıtası genel maksat helikopterlerinin kullanılamıyor olmasıdır. (Millî ordunun tasfiyesi sürecinde Kara Havacılık camiası da çok şiddetli vurulmuş ve pilot sayılar kritik görevler hariç uçuş yapılamayacak seviyelere inmiştir.)

Hava Kuvvetleri ise pilot sayısı açısından kriz halindedir ve aksi temelsiz iddialara rağmen, çok kritik görevler hariç harekat icra edemeyecek halde olduğu çok açıktır.  Bu yüzden, maalesef,  şehirlere Hava Harekatında nasıl bir yaklaşım izlediği Halep’te çok net olarak görülen Ruslardan destek istenmiştir. Meydana gelecek savaş suçlarının ortağı olma riskinin karar vericilerin umrunda olmadığı anlaşılmaktadır. (Hal böyle iken, mevcut pilotların da saçma iddialarla, işkence altında imzalatılan uydurma ifadelerle atılmaya devam edilmesini, aklı başında her Türk ferdinin de sorgulaması gerekir.)

2. Şehir

Burada dikkate alınması gereken pek çok faktör bulunur:keskin nişancılar ve erken ikaz sistemleri ile donatılmış tanksavar silahları, el yapımı patlayıcılar, bubi tuzakları, canlı kalkan siviller… Bunların hepsi, daha henüz şehrin en dışında olunmasına rağmen El Bab’da birliklerimizini karşısındadır. TSK tarafından bilgi verildiği açıkça belli olan, eski bir komando subayı olan Abdullah Ağar’ın facebook paylaşımına göre, şu ana kadar şehrin henüz içine dahi girilmeden 2700 EYP’nin etkisiz hale getirilmiş olması, ilerleyen günlerde karşılaşılacak sorunun dehşet verici boyutunu çok açık olarak ortaya koymaktadır.

Tanklar ve Meşhur Fırtına Obüsleri?

Harekâtta başarılı olmak üzere, tankların El Bab’a gönderildiği, Fırtına obüsleri ile büyük miktarda zayiat verdirildiği belirtilse de, MMM açısından bunların bir geçerliliği yoktur. Zira, tanklar, Ruslar’ın Grozni’de acı bir şekilde tecrübe ettiği gibi meskun mahalde bir avdır, binaların üst katlarına atış açısını yakalayamayabilir ve yaratacağı tahribat da problem sahasıdır .  

Ayrıca topçu ateşi ile bu bölgeleri ateş altına almak zordur. Meskûn mahallerde yer alan binalar, radarları etkiler, görüşü kısıtlar, dolayısıyla uzun menzilli topçu silahlarının kullanılmasına imkân tanımaz, ateş desteğini kısıtlar. Ayrıca bombardımanlarda büyük sivil zayiat verilir, ayrıca yıkılan bölgeler tekrar mevzi olarak kullanılabilir. Ateş desteği kapsamında, ancak el bombası ve bomba atar ile tüfek bombası gibi indirilmiş piyade silahlarının kullanılmasına imkân verir. 

Adeta bir labirent olan meskûn mahaller, savunana örtü ve gizleme sağlamakta, her açıdan taarruz edene karşı savunana atış yapma imkânı vermekte ve teknolojik açıdan en üstün silah sistemlerini, basit silahlar karşısında aciz duruma düşürmektedir.

Birliklerin sevk ve idaresi anlamına gelen, Komuta kontrol bir başka sorun sahasını teşkil eder. Rusların Grozni’de karşı karşıya kaldığı ve olumsuz etkilendiği en önemli sorun da Komuta Kontrol problemidir.[1] Şehirler, savunana, taarruz edenin bölünmüş ve muhabere açısından tecrit edilmiş birliklerini, pusuya düşürme imkanı verir. Durumsal farkındalığın taarruz eden tarafından kaybedilmesi, dost düşman ayrımını zorlaştırır, dost zayiatını artırır. 22 Aralık tarihinde 16’dan fazla şehit verdiğimiz, tank ve zırhlı araçlarımızın düşman eline geçtiği acı hadise tam olarak budur.

3. Yeraltı

Yer altı sektörü kapsamında, meskûn mahallerin altyapısını oluşturan tüneller, meskun mahalde savunan birlikler için bir kaçış yolu olabileceği gibi, aynı zamanda bir ikmal kanalı da olabilir. Şehirlerin bir köstebek ağı gibi kazılarak hazırlanmasının yaşattığı acı tecrübeler, 2015 yılındaki şehir çatışmalarından dolayı birliklerimizin hafızasında çok canlıdır. IŞİD’in PKK’dan daha kapsamlı hazırlık yaptığı bilinen tüneller tek tek tespit ve imha edilmelidir. Aksi takdirde birliklerimizin gerisine ve yanlarına ani baskınlar kaçınılmaz olacaktır.

Fırat Kalkanı ve El Bab Operasyonu ile İlgili Öne Çıkan Eksiklikler

Hedefi Belli Olmayan Harekât İyi Planlanmamıştır

Belki ilk başta söylenmesi gereken, TSK’lerinin,  Harp Sanatını ifa etme yani harekât planlama, sevk ve idare etmek üzere yetişmiş olan General ve Kurmay Subaylarının tasfiyesi sonrası planlama ve sevk/idare imkan kabiliyeti kalmamış olmasıdır. Maalesef çılgın tasfiyelerin devam ettiği bu ortamda, en temel askerî kurallara uyulmadığının açıkça görüldüğü harekâtta verilen şehitlerin daha da devam edeceğini söylemek -içimiz ne kadar acıtsa da- bir kehanet olmayacaktır.

Siyasî Hedef Belli mi?

Bir önceki yazıda ifade edildiği üzere planlamanın başını teşkil eden Siyasi Hedef belirlenmemiştir. Bir başka deyişle, ilk düğme yanlış iliklenmiştir. Hedefi belli olmayan veya sürekli değişen bir harekâtın planlanması da başarı ile icra edilmesi de mümkün değildir. 

Şu ana kadar ne siyasî ne de Askerî kaynaklarca Fırat Kalkanı harekâtının tanımlanmış, doğrulanmış siyasi ve askeri hedefleri açıklanmadı. Cumhurbaşkanının yakın zamanda “Suriye’ye Esed’in hükümdarlığına son vermek için girdik” şeklindeki açıklamasının birgün sonra bizzat kendisi tarafından yalanlamasını bir kenara bırakıp, 01 Ekim 2016 tarihine dönersek, Cumhurbaşkanı 26. Dönem İkinci yasama yılı açılış töreninde Meclis’te yaptığı konuşmada harekatın hedefini; “İlk etapta 5 bin kilometrekare büyüklüğünde terör örgütlerinden arındırılmış bir güvenli bölge tesis etmek, böylece terör ve mülteci sorununu çözüme kavuşturmak, Suriye topraklarını bu şekilde adım adım güvenli hale getirmek” olarak açıkladı.

Cumhurbaşkanının bu açıklaması siyasi hedef olarak kabul edilebilir mi, devletin güvenliği açısından uygun tespit edilmiş midir, askerî güç kullanılana kadar geçen zamanda millî güç unsurları hangi oranda nasıl kullanılmıştır, iyi hazırlanmış bir harekat planı içerisinde siyasî hedef askerî hedeflere nasıl dönüştürülür, bunlar başka yazıların konusunu teşkil edebilir. Ancak ilk etap ve adım adım ifadeleri dikkat çeken bu söylemler ile sonu belirsiz bir maceraya sürüklenildiği izahtan varestedir.

Muharebe Sahası Tahayyül Edilememiş, Uygun ve Yeterli Birlik Sevk Edilmemiştir

24 Ağustos 2016 tarihinde sadece iki Mekanize Piyade Taburu ve eksik mevcutlu 10-12 Özel Kuvvet timi, toplam 600 civarı asker ile başlayan Fırat Kalkanı harekatında bugün için sayı 4000‘e ulaşmış durumdadır. Birlik sevkiyatı da devam etmektedir.

Harekât, cephe hattının olmadığı, içerisinde tarafların sayısı ve dost/düşman kimliklerinin zaman içerisinde değiştiği kaotik ortamda yürütülmektedir. Rusya ile İran, Esed’in yanında yer alırken, Esed DAEŞ ve ÖSO ile çatışmaktaABD PKK/PYD’yi kullanırken, PKK/PYD bazı bölgelerde DAEŞ, bazı bölgelerde ÖSO, bazı bölgelerde TSK ile çarpışmaktadır.  Fırat Kalkanı harekâtının icra edildiği bu kaotik ortamı Türkiye açısından daha karmaşık hale getiren tutarlılığını yitiren Suriye politikasıdır. 2014’te PYD’yi dost görenRusya’ya karşı duran Türkiye, şu an PYD’yi düşman addetmekte ve Rusya’ya yakınlaşmaktadır. Bu tutarsızlık kaçınılmaz olarak harekât alanına yansımakta ve faturası çok ağır olmaktadır.

Harbin Karakteri Tahlil Edilememiş, Gereksiz Yere Meskûn Mahale Girilmiştir

El-Bab Operasyonu kapsamında; meskun mahalde muharebe emri, aynen 2015 yılında yurt içinde birliklerimizin icra ettiği ve büyük yıkım ve zayiata yol açan harekâtta olduğu gibi, askerî mülahazalar dikkate alınmadan,siyasi makamdan verilmiştir. 

Fırat Kalkanı harekâtında düşman asimetrik unsurlardır. TSK’nın karşısında halkın arasında gizlenip, gerektiğinde onları canlı kalkan olarak kullanarak, vur kaç taktiği ile zayiat verdirerek yıpratıcı olmaya çalışan, süreci mümkün olduğu kadar uzatmak isteyen terörist unsurlar vardır. Açık alanda avantajını kaybettiğini bilen DAEŞ, TSK’yı meskun mahalde muharebeye zorlamakta, TSK ise düşmanına avantaj sağlayan harekat bölgesine doğru sürüklenmektedir.

El Bab’da Neler Oluyor?

TSK’nın El-Bab operasyonuna başlangıçta, açık kaynaktan edinilen bilgilerden, 8000 ÖSO militanı ile iki tabur görev kuvveti (1000 personel, 140 zırhlı araç ve 35 Topçu) ile katıldığı anlaşılmaktadır. 3000 terörist ile El-Bab’ı savunan ve elinde ağır silahlar bulunan DAEŞ’e karşı TSK, beli ki ÖSO’yü fazla gözünde büyütmüş ve operasyona yetersiz kuvvetle başlamıştır (basında yer alan birlik kaydırmasına dair yeni haberler bu hususu teyid etmektedir.) Zaten yıllardır çatışmalarda hırpalanmış ve tazelenemeyen, şimdi de El Bab macerasına sürüklenen Komando birliklerinin  muharebe müessiriyeti, moral ve motivasyonunun siyasî ve askerî karar vericilerin umrunda olmadığı anlaşılmaktadır. (Kendileri güneydoğuda çatışırken, 15 Temmuz darbe sürecinde ailelerinin lojmanları kuşatılan ve hain damgası yiyen bu birliklerin, yine en ön safa sürülmesi de Türk tarihinin utanılacak sayfalarından birisi olarak yerini alacaktır)

İlk taarruz sonucunda aşağıdaki krokide görülen ilk savunma hattı gerisinde yer alan hastane bölgesi kısa süre ele geçirilmiş ve ağır kayıplar sonrası tekrar DAEŞ’e geri verilmiştir. Savunma Bakanı’nın son açıklamalarından bu tepenin hali hazırda birliklerimizin kontrolünde olduğu anlaşılmaktadır.

img00001
El Bab haritası. Sonradan kapatılan bir Twitter hesabından alınmıştır. Medyaya yansıyan diğer anlatımlar ve arazi incelemesinden doğruluk payının yüksek olduğu değerlendirilmektedir. Resmin sol tarafında (batı) yer alan kırmızı hat 1’inci Savunma Hattı, onun sağındaki sarı hat ise 2’nci Savunma Hattıdır. Arada kalan bölgede şu anda birliklerimizin kontrolünde olduğu ifade edilen hastane bölgesi görünmektedir. Birliklerimiz batıdan yani soldan sağa doğru taarruz etmektedir.

El-Bab meskun mahalline yaklaşılmasıyla birlikte, henüz ilk savunma hattına taarruzda, gerek ÖSO gerekse TSK birliklerinde şehit, yaralı ve tank, ZMA, GZPT, TTZA gibi personel-araç kayıp ile hasarlarının çoğaldığı görülmektedir. Sosyal medyaya yansıyan iç acıtıcı raporlardan, personel ve araç kayıplarının yukarıda anlatıldığı ve literatürde geçtiği şekilde, bombalı araçla intihar saldırısı, EYP ve mayın ile saldırı, tanksavar roketi ile saldırı sonucu meydana geldiği tespit edilmiştir.

Yetersiz İstihbarat

Burada şu değerlendirmeyi yapmak yerinde olur kanaatindeyiz. Özellikle tanksavar roketi/füzesi ile yapılan saldırılar istihbarat çalışmasının zayıflığına, İHA ve taarruz helikopterlerinin kullanılamadığına ve hava kuvvetleri ile koordinenin tam anlamıyla yapılamadığına işaret etmektedir.

Burada acı da olsa şu gerçeği vurgulamak yerinde olacaktır: Gerek TSK gerekse MİT’te Arapça bilen eleman yok denecek kadar azdır. Kaldı ki, yurt içerisinde dahi, istihbarat birimleri en büyük olayların dahi istihbaratını alamamış ve ülke kan gölüne dönmüştür. Hal böyle iken, Arapça konuşulan El Bab’dan istihbarat alınmasını beklemek de “alınan istihbarat sonucu lider kadrodanterörist öldürüldü” açıklamalarına somut bir delil görmeden inanmak da en hafif tabiri ile saflıktır. Yanlış haber yayımlayanların sorumluluğu ise kanun önünde değerlendirilmesi gereken konular arasında yer alır.

İçeri Doğru İlerledikçe…

Savunma hatları önünde tanksavar silahları, mayın, EYP ile saldıran teröristler, birinci ve ikinci savunma hatları arasındaki bölgede bunlara ilave intihar saldırıları düzenlemektedir. Açıkça görülmektedir ki, Hastane Tepe’de kalınmaz ve kasabanın içine doğru ilerlenir ise, öncelikle meskun mahale girilme aşamasında, Sheikh Aqil bölgesinde ve müteakip safhalarda tehdit katlanacaktır.

Meskun mahalde karşılaşılacak tehdidin en çarpıcı olan elemanlarını bir kez daha hatırlatalım: Meskun mahale girilmesi ile birlikte keskin nisancı tehlikesi artacak, pusuya düşme vakaları çoğalacak, dost ateşinden kaynaklı zayiat riski artacak, tank ve zırhlı araçların içeri girmesi durumunda araç kaybı artacak ve yüksek zayiat verilecektir. İlave olarak TSK/ÖSO ile DAEŞ arasında kalacak sivillerin ölüm haberleri uluslar arası kamuoyunda Türkiye üzerinde baskı yaratacaktır.

Komuta Kontrol Sorunları

Savunma Bakanı’nın dolambaçlı sözlerle ifade ettiği “düşman elindeki askerlerimiz var ama tam bir bilgimiz yok” manasına gelen utanç verici açıklamaya ilave olarak, TSK hasar durum raporunda belirtilen, haber alınamayan zırhlı araçların varlığı, çok ciddi bir komuta kontrol sorununun açık göstergesidir. En son bu yazıyı yayımladığımız günün sabahında öğrendik ki, gencecik iki kahraman silah arkadaşımız da IŞİD tarafından kaçırılmış ve şehit olmuş! Henüz meskun mahale girilmeden baş gösteren bu komuta kontrol problemi, meskun mahale girilmesiyle katlanacaktır ve maalesef şehit ve yaralıların yanında, esir düşen personel sayısı ve teröristlere kaptırılan araç sayısının artma ihtimali yükselecektir. Benzer gelişmelerin TSK’nın zaten büyük yara almış itibarını ne seviyeye düşüreceği sorumluluk sahibi her ferdin düşünmesi gereken bir konudur.

El Bab’a Girmek Zorunda mıyız?

TSK’nın El Bab’ı tamamen ele geçirmesinin ancak aşırı zayiatla mümkün olacağı, ilk taarruzun başarısızlığından, verilen zayiattan ve yukarıda açıklanan hususlardan anlaşılmaktadır. TSK El Bab’ı ele geçirse ve ÖSO’ya bıraksa dahi, ÖSO’yu terörist olarak adlandıran Suriye rejimi yakın zamandaki Halep zaferinden sonra El Bab’ı almak isteyecektir. El Bab, Suriye kuzeyinde Afrin ile Menbiç’i birbiriyle birleştirmek isteyen PYD açısından da önemlidir ve PYD doğudan El Bab’a doğru ilerlemek istemektedir. Dolayısıyla Türkiye’nin bir tercih yapması gerekir. Hem Suriye, hem DAEŞ hemde PYD ile Suriye kuzeyinde savaşmak olanaksızdır.

Ne Yapılabilir? Bir Alternatif Teklif

Öncelikle şu gerçeği kabulle işe başlanmalıdır: Zaman -askerî açıdan bakar ve iç siyasî kaygıları bir yana bırakırsak- bizim yanımızdadır. Musul ve Rakka başta olmak üzere çok ciddi baskı altında olan IŞİD’in El Bab’da uzun süre tutunması mümkün değildir. Tabii ki buradaki en büyük engel siyasi otoritenin reklam olacak zafer ihtiyacı ve birlikleri zorla ve hazır olmadan ölüme gönderme konusundaki ısrarlı tutumudur.

Zamanın kritikliği sorununu aştıktan sonra, birinci ve ikinci savunma hattında terörist mevzileri, hangi mevzide hangi silahların bulunduğu, nerelere mayın nerelere EYP döşenmiş olabileceği gibi tehdidi bütün yönleri ile analiz edip zayıf taraflarını ortaya çıkaracak iyi bir istihbarat çalışması yapılmalıdır.

Müteakiben, Meskûn Mahalde verilecek zayiatı engellemek maksadıyla, bir önceki yazıda belirtilen İkinci hareket tarzı tadil edilerek aşağıdaki Kroki-2’de kırmızı hatla belirtilen arazi kesimlerinden geçen El Bab kuzeyindeki hattaki kritik arazi kesimleri ele geçirilmeli ve Halep ile Membiç’e giden yollar kontrol altına alınmalı, orada kalınmalı ve El-Bab’a girmeyerek fazla zayiattan kaçınılmalıdır. Her an meskun mahale girilebilecek hareket serbestisi muhafaza edilirken, gerektiğinde meskun mahale gir-çık şeklinde yapılacak özel kuvvet operasyonları ile IŞİD üzerinde baskı kurulmalı ve savaşma azim ve iradesi kırılmalıdır.

al-bab-ht2

Bu durum savaş sonrası için Türkiye’ye masada elinde kullanabileceği bir koz olarak kalırken, PYD’nin doğu ve batı kantonlarının birleşmesine engel olma, sınır güvenliğini sağlama ve en önemlisi şehir bataklığına girmeden hareket serbestisini elde bulundurma imkanını verebilir. Unutulmamalıdır ki, şehir ele geçirilse dahi, IŞİD’in en önemli eylem türlerinden olan, geride bıraktığı uyutulmuş hücreleri ile intihar saldırıları devam edecek ve bir çok cana mâl olacaktır.

Son Söz Yerine

Açıkça görülmektedir ki, TSK tanımlanmış bir siyasi hedef peşinde, siyasi propagandaya malzeme olmak adına sorunlu hareket tarzlarına sürüklenmektedir.15 Temmuz sonrasında Millî Ordunun tasfiyesi, Ordu’nun siyasete malzeme yapılması ve daha da kötüsü çok kötü sevk ve idare edilmesine sebep olmuştur. Harp Sanatını bilen, görevin gereğini her şeyin üstünde tutan ve siyasi beklentisi olmayan Komutanların tasfiyesi, TSK’yı Siyasi Karar Vericiler için tabir caizse “dikensiz gül bahçesi”ne çevirmiştir.

“Kuru toprağa vatan diyemezsiniz” ve “Şimdi, bizim şehitlerimiz ölü değil, diri. Dolayısıyla onlar şu anda bizi görüyor, onlar bizi şu anda dinliyor. Onun için ne mutlu onların annelerine babalarına.”  diyerek insanların evlatlarını şehit vermesini isteyen, askerliğini kantinci olarak yapmış ve oğullarına askerlik yaptırmayan ülkenin başkomutanına, her subayın Askerî Lisede 13 yaşında iken öğrendiği komutanlığın temel kuralını hatırlatma zamanı gelmiş de geçiyordur: “Komutan birliğinin yapıp yapamadığı her şeyden sorumludur.” Verilen bunca şehitlerin hesabının sorumlularından -yani komutanlarından- sorulacağı günler gelecektir. Mevcut veriler ise, bu hesabın bu dünyada görüleceği konusundaki inancımızı kuvvetlendirmektedir.

Referanslar

[1] McCAFFERTY, S. (2000). Lessons Learned From The Battle Of Grozny 1994-1995. Westpoint, 14.

Advertisements