Yazar: Avare Miralay

yd-20161118-ozbekistan-31-turbe-maturidi

Haşmetmehap hazretleri heyeti vükelası ile birlikte Semerkant’a gidip ilk soluğu Timur’un türbesinde almış. İsabet buyurmuş. Post modern (ya da neo) Osmanlıcılığın hakkını vermek ancak böyle olurdu. Vakit kaybetmeden önce Rus Çarı II. Nikola’ya (93 harbi anısına), sonra da Mısır Hıdîvi Kavalalı Mehmet Ali Paşa’ya ziyarette bulunmalıdır. Zira değme bir neo-osmanlıcının mabedi buralar olmalıdır.

Neo-Osmanlıcılar – unutmuş olmalı. Osmanlının üç büyük doğal düşmanı vardı, gerilemesi ve yıkılmasında en büyük rolü İngiltere, Rusya ve İran oynamıştı. Buna Avusturya da eklenebilir. Şu an bize samimi edayla sarılıp kucaklayan Rusya’nın elinde hançer olmasın? Ya da ikinci evimiz dediğiniz İran ile Osmanlı ne zaman dost oldu? Ya çözüm süreci safsatası ile dizginleri eline alan İngiltere? Kadim dostumuz İran ve Moskof kadar zarar vermemiş olsa da Timur ile anın benzerlikleri açısından da günümüzde idrak ettiğimiz olaylar dikkatlice irdelenmelidir. Zira aradaki benzerlikler tarihin tekerrür ettiğini, fakat hiç mi hiç ders alınmadığını göstermektedir.

AKsak Timur, Türk ile Moğol karışımı köklerden gelen, hükümdar olmayan bir aileye doğmuş, ancak karşısına çıkan fırsatları çok iyi değerlendirerek tırnaklarıyla kudret basamaklarını tırmanmış, ordunun başına geçmişti. Moğol soyundan gelmediği için hükümdar olamamıştı. Kendisine Hakan yerine Amir denilmesinin sebebi buydu. Beyefendi de diploması olmadığı halde Cumhur’un başı oldu. Biri generallikten, diğeri de belediyecilikten öteye geçemedi. Timur işgal ettiği topraklarda büyük kıyımlar yaptı, öz kaynaklarını ve yetişmiş insanlarını toplayıp Semerkand’a götürdü. Bu sebeple atının ayak bastığı hiçbir yer iflah olmamıştır. Arkasında koca bir enkaz bıraktığı gibi, ölümünden sonra Timur İmparatorluğu kısa bir sürede dağılmıştır. O zamanın kafalardan yapılmış kulelerin inşası ve kan akıtmayacağını söz vererek komutanını ikna ettiği fakat teslim aldıktan sonra insanları canlı gömmesiyle karakterinin gereğini yapıyordu(Sivas Kalesi katliamı). Dünün kulelerini, bugünün hapishanelerini dolduran 10 binlerce insan ve hakkı hayat tanınmayan 100 binlerle, Timur’ca kıyım tamgaz devam etmektedir.

Timur hayatı boyunca Müslümanlarla savaşmıştır. İslam neferliğine soyunduğunu iddia eden bu dehşetli kumandanın, kılıcından damlayan Müslüman kanı ve hazinesini dolduran Türk boylarının altınları idi. Altınordu devletine indirdiği ağır yumruk sonrası Moskof’un önünü açmış, Karadeniz kuzeyinde denge unsuru bırakmamıştı.

Avrupa’da yıldırım gibi çakan Bayezid, dindaşı gördüğü Timur ile savaşı aslında istemiyordu. Onun hayalini süsleyen başka bir fetih vardı. Ancak Timur ile mektuplaşmalar, sadece gerilimi artırıyordu. Timur her mektupta ultimatomun şiddetini artırıp en sonunda Osmanlı’ya sığınanların iadesini istemiştir. Timur, Bayezid’in çarpıştığı Haçlı topluluğunu küçümsemiş, ordusunun onlar ile mukayese edilmemesi gerektiğini söylemiştir. Ona göre Bayezid yarı Rum’dur, ordusunda Hristiyan askerler vardır. Timur buradaki ince detayı görememiştir. Osmanlı devleti nezdinde anası Rum, askeri Sırp olan hükümdar, İslama hizmet ediyorken, Timur, Osmanlıya savaş açarak İslama savaş açmış oluyordu. Sultan-ı İklim-i Rum, bu münasebetle “Bizim nazarımızda; dünya ve içindekilerin kıymeti, Allah yolunda cihat etmenin yanında saman çöpü kadar değeri yoktur. Osmanlı askerine Abdullâh oğlu demekten fazlasıyla zevk duyarız. Çünkü bütün sahâbe-i kirâmın ataları kâfir iken, kendileri Müslüman oldular. Böyle müslüman olanlar, insafı olmayan müslüman-zâdelerden çok çok üstündürler.” diyerek Müslüman coğrafyasını harap edip, ehl-i İslâm’a darbe vuran olanın müslüman olamayacağını belirtiyordu. Böylelikle Bayezid Han, şekli müslümanlık ile kalbi müslümanlık arasındaki bu cehde, mührünü vurmuştur.

Kaçınılmaz sona doğru yaklaşırken, Timur önünde filler, arkasında mahvolmuş yığınlarla Ankara ovasına geldiğinde tarih 1402 yılının sıcak bir Temmuz gününü gösteriyordu. Osmanlı tarafındaki Sırplar ölümüne çarpışırken, Anadolu beyleri ve bazı kapkara Tatar boyları taraf değiştiriyordu. Sırta vurulan bu talihsiz hançer “darbe”si, Türk’ün ve İslam’ın Avrupa’nın bağrında yeşermesini geciktirecekti. Şer yine Doğu’dan gelmişti.

yd-20161118-ozbekistan-38-meydan

 Ankara ovası bu ihanet nedeniyle Mürted (dinden çıkmış) olarak adlandırılmıştı. Bölgenin adı daha sonra değişmiş olsa da, evlad-ı Osman, hile ile bir kez daha bir Temmuz gecesi , sırtından bıçaklandı. Hem de yine kendini İslama adadığını söyleyen bir Uzun  Adam tarafından…İhanet edenler tarafından, oraya tekrar “mürted” demenin vakti gelmişti.

Timur’dan geriye bir taş bile kalmadığı halde, diyar-ı Anadolu tarumar halde bırakılırken, Osmanlı 12 yıllık bir fetret dönemine giriyordu. Baykuşların ve sırtlanların bayramında, Anadolu’da kardeş kardeşe kılıç çekiyor, baba oğula düşman oluyordu. Fakat, Balkanlardaki unsurlarda bir çözülme görülmedi. İç çekişmeler Osmanlı’yı yas evine çevirirken, sevinen Haçlılar olmuştu. Timur kime hizmet etmişti?….İstanbul’un fethi 50 yıl gecikecekti.

Yıldırımın intihar ettiği söylentisi, bugün hapishanelerdeki intihar iddiaları kadar saçmadır.

Tarihin bu iki uzun adamının hayatı, parıltılı anlık başarılar ve uzun süreli hüsran ile birbirine çok benzemektedir. Timur nasıl hiç bir savaşta yenilmediyse, RTE de hiç bir seçimde yenilmemiştir. Ancak, mesele bu davada hakim değil hadim olmaktır. Yol doğru olduktan sonra düşen kaldırılır. Ankara ovasının zilletinden kısa sürede zafer, Timur fillerinin fakru zaruretinden cihan hakimiyeti çıktığı gibi.

Timur’un tarafında olanlar, onun hizmetleri arasında Osmanlı’nın bir türlü fethedemediği İzmir’i Haçlı şövalyelerinden alıp, Türkistana dönerken Osmanlı’ya bırakmasını da gösterirler. Bu tezi savunanlara göre Timur, İstanbul’a yürüse orayı da alması işten bile değildi. Hayır! Yanılıyorlar, Mühür vurulmuş bir kere 1400 sene evvel, orayı fethetmeye kutlu bir ordu ve kutlu bir kumandan nail olabilirdi ancak. İzmir meselesine gelince, kanımca “…ama yol yaptı” bahsinden öteye geçemez. Yapılan tahribat ve kaybedilen yıllara bakınca, giden gelene göre çok hafif kalmaktadır.

Osmanlı kurulduktan yaklaşık yüz yıl sonra Ankara Savaşı hadisesi baş göstermiştir. Günümüzde ise, Mondros maddeleri imzalanmasından yüz yıl sonra sessizce hayata geçirilmektedir. Âl-i Osman, hile ile ülkeleri kendisine mülk edinmemiştir. Ancak bugün, cebren ve hile ile aziz vatanın, bütün kaleleri (üsleri) zaptedilmiş, bütün tersanelerine girilmiş, bütün orduları dağıtılmış ve memleketin her köşesi bilfiil işgal edilmiştir. İktidara sahip olanlar ise gaflet ve dalâlet ve hattâ hiyanet içindedirler.

Bu ülke neler atlatmadı, bugünleri de atlatacaktır elbet. Bayezid eşine nadir raslanır bir ihanetle yenildi ama kurduğu medeniyet dağılmadı. Timur Anadolu’da taş üstünde taş bırakmasa da Osmanlı sağlam kalan Rumeli topraklarına dayanarak adeta yeniden filizlendi. O kadar ki; çok geçmeden İstanbul’un fethi ile en parlak devrine girdi. Anadolu’yu harap eden Timur ise döndü gitti ve hükümranlığı 3-5 seneye kalmadan dağıldı. Osmanlı ise yedi cihana kök saldı, sayısız eserler bıraktı. Fetret devrinde olduğu gibi günümüzde de iç savaşı andıran bir mücadele ve kavga ülkemizde sürüyor, aydınlar, generaller, gazeteciler ve profesörler tasfiye ediliyor. Ancak bu düzenin devam etmeyeceği açık. Devlet büyüklerimiz Suriye için diktatörlüğün yıkılmasının mukadder olduğunu, kendilerince ifade etmişlerdi. Bizler ise Yurdumuz için Nazım gibi diyoruz: En  güzel günler henüz yaşamadıklarımız…

 

Advertisements