Yazan: Suat Aziz

Follow Suat on Twitter at @SuatAzizz

Bugün, TSK’nın Suriye Harekâtı üzerine Suat Aziz tarafından hazırlanan yazı dizisinin ikinci bölümünü yayımlıyoruz. Bir önceki yazıda, harekâtın arka planı üzerine değerlendirmeler vermiş ve bu yazıda bizzat sahadaki aktörlerden bahsedeceğimizi ifade etmiştik.

Söz verdiğimiz gibi, geçtiğimiz kritik dönemeçte TSK’nın başrol oyuncularını tanıtmaya bu yazıda başlıyoruz.

Dizinin bu hafta yayımlayacağımız son yazısında ise, en üst rütbedeki kritik oyuncuları, Korg. Metin Temel ve Korg. Zekai Aksakallı’yı yakından tanıtacağız.

İyi okumalar…

Dulce Bellum Inexpertis

 

TSK’nın her türlü duruma karşı hazır olmak maksadıyla çeşitli ihtimalat planları yapması normal bir durum. Ancak 15 Temmuz’dan önce bölgede görevli generallerden Jandarma Asayiş Kolordusu Komutanı Korg. Metin Temel (halen 2’nci Ordu Komutanı), Özel Kuvvetler Komutanı Tümg. (halen Korg.) Zekai Aksakallı, Silopi Tugay Komutanı Tuğg. Ufuk Ekinci (halen Kara Kuvvetleri Harekat Başkanı) hariç neredeyse kimse Suriye’ye kara harekatı yapılmasını desteklememiştir. Özellikle 2’nci Or.K. Adem Huduti, söz konusu harekâtın siyasî ve askerî gerekliliğine ikna olmadığı için bu tehlikeli maceraya karşı çok prensipli bir duruş sergilemişti.

Ankara’da ise zamanın Genelkurmay II’nci Başkanı Orgeneral Yaşar Güler’in (halen Jandarma Genel Komutanı) Suriye’yle ilgili düşüncelerini bizzat kendi sesinden zaten dinlemiştik. İlave olarak dönemin Kara Kuvvetleri Harekat Başkanı Tümg. Mehmet Okkan (halen Genelkurmay Harekat Başkanı) ve zamanın 6’ncı Tümen Komutanı (eski Kara Kuvvetleri İstihbarat Başkanı) Tümgeneral Osman Erbaş (halen Genelkurmay İstihbarat Başkanı) değişik saiklerle Suriye’ye askeri müdahaleye sıcak bakanlar arasındaydı. Ancak bu seçenek ayrıntılarıyla etüd edildikçe TSK’da beklenen desteği bulamadı. Özellikle Hava Kuvvetleri Komutanlığı Suriye’ye yönelik olası bir harekatın tüm risklerini hesaplayarak çok temkinli davranmıştı. TSK’yı yakından takip edenler bu konuları iyi bilirler.

Yukarıda isimleri zikredilen paşalarımız kaderin bir cilvesi olarak 15 Temmuz sonrası TSK’yı yerle bir eden tasfiye sürecinden etkilenmediler. Aksine, Metin Temel (TSK’nın bir faciaya sürüklenmesine karşı çıkan 2’nci Or.K. Adem Huduti’nin yerine) 2’nci Ordu Komutanı olarak atandı, Zekai Aksakallı terfi ederek asaleten Özel Kuvvetler Komutanı oldu, Mehmet Okkan Genelkurmay Harekat Başkanı, Osman Erbaş Genelkurmay İstihbarat Başkanı ve Ufuk Ekinci Kara Kuvvetleri Harekat Başkanı oldular. İlk işleri ise Reis’in direktifiyle TSK’yı Suriye’ye yürütmek oldu.

Bu paşalardan Tümg. Mehmet Okkan ve Tümg. Osman Erbaş Genelkurmay’da, Tuğg. Ufuk Ekinci ise Kara Kuvvetleri’nde Suriye ile ilgili en önemli karargâh işlerinin sahipleri olarak ön planda. Herşey bu paşaların önünden geçerek komuta katına çıkıyor. Kişisel eğilimleri önem arz ediyor. Komuta katından çıkan kararlar ise sahada Metin Temel ve Zekai Aksakallı paşalar tarafından icra ediliyor. Bu askeri maceranın sonuçları ülkede ve bölgede derin izler bırakacak. Bu nedenle bu paşalarımızın stratejik eğilimlerini anlamakta fayda var.

Mehmet Okkan

Suratı asık ve despot karakterli paşaların yerine, mülayim bir paşayla çalışmayı arzu eden pek çok asker tarafından terfi etmesine çok sevinilmiş bir paşamızdır. Odasına girebileceğiniz, fikirlerinizi arz ederken sıkıntı yaşamayacağınız bir özgürlüğü bahşedecek kadar yumuşak huylu olan bu paşamız, çözüm süreci esnasında AKP kadrolarının dikkatini çekmişti.

Yıllarca terörle mücadele etmiş askerler arasında çözüm sürecine şüpheyle bakan çok kişi vardı. Özellikle sahadaki manzaranın vahametini görenler tarafından çözüm süreci tiyatrosu ve olası sonuçları hakkında raporlar yağdıkça, üst karargâhlar sıkışmaya başladı. Sahadakiler manzarayı rapor edip harekete geçelim tekliflerini sunarken, hükûmet ise siyasi çıkarlarını düşünerek “bekleyin” baskısı yapıyordu.

İşte bu ortamda hem hükûmeti, hem de sahayı memnun edebilecek bir çözüm üretmek mükemmel olacaktı. Mehmet Okkan’ın bu konudaki mahareti kendisine yükselme yolunu açmış görünüyor. O dönemde hükûmete “emredersiniz”, astlarına ise “haklısınız” diyerek konuyu idare etmeyi başarabilen, mülayim görünümüyle vakit kazanan, çok sıkıştığında askerlere “sizin bilmediğiniz şeyler var” diyerek tartışmaları gri alanlara taşıyan, “ben de oralarda görev yaptım, sabırlı olun” tarzında krizi idare etmeyi seçmiş, yani sorun gibi görünen alanların üzerine şöyle bir eğilen, sorunlar ne çözülmüş, ne de çözülmemiş gibi yapan, kendi çıkarına geleni hedefleyen bir asker.

Ancak bu tür yaklaşımla iki tarafı uzun süre idare etmek mümkün değildir. Hem askerler (özellikle sahadakiler) hem de siyasiler, bu tür zâfiyetleri çabuk çözerler. Öncelikle iki taraf da meslekleri gereği insan sarrafıdır. Daha önemlisi askerler, sadakat ve samimiyet konularında çok hassas oldukları, siyasiler ise; bu tür alanlardaki zaafları nasıl kullanabileceklerini çok iyi bildikleri için alıcıları açıktır. Eski askerler arasında bu şekilde davrananlara toyluk dönemlerinde “hercai”, katmerlendikçe “mürai” denirdi. Siyasilerin kullandığı tabir ise daha aşina olduğunuz tek bir terim: “liboş”. Ordumuza siyaset bulaştığında ortaya çıkan ilk şeylerden birisi bu.

Meslekî tarz olarak Okkan Paşa en güçlüye hizmet eden bir asker. Ancak özelliği gereği, kendisine bir tehlike gelmeyeceğine emin oluncaya kadar diğer güç odaklarıyla da iyi geçinmeye dikkat eden bir kişilik. TSK’da rütbe güçtür, fakat bazı hizipler rütbe sultasına galebe çalabilir. Erdoğan bu konuda paralel diyerek FETÖ’yü tek geçse de, TSK milletin aynasıdır ve Türkiye’de ne varsa bir ölçek TSK’da da vardır. TSK içinde milliyetçi, sağcı, solcu gibi yer ve zamana göre değişken gruplaşmalar her daim mevcuttur. Bunlar terfi ve atamaları etkileyebilirler. General olmadan önce yapılan anketler bu açıdan önemlidir. Çoğunluğun sempatisini toplamak yükselmenize yardım eder.

9-okkan
Tümg. Mehmet Okkan’ın Hakkari Valisini Ziyareti

Ancak TSK’da gücü elinde tutan ulusalcılar ve avrasyacılar gibi (paralel az kalır) “yamuk” yapılar daha önemlidir. Orduda bunların dediği olur diyemeyiz, ama rızalarını kazanmak çok büyük önem arz eder ve bunlara itaat ederseniz yükselmek için büyük avantaj elde edersiniz. Mehmet Okkan; bu hiziplere şirin görünerek yoluna devam eden bir hercaiyken, Erdoğan sultası güçlendikçe, özellikle Ergenekon/Balyoz sürecinde TSK’daki hizipler derine inmeye başlayınca, bu sefer AKP romantizmini açıktan ilan ederek Erdoğan otokrasisine biat eden bir mürai olmuştur.

Mehmet Okkan gücü elinde tutan kimse ona itaat etmiş ve etmektedir. Hercai ve mürai kişiliğine dair biraz açmak istediğimiz esas konu ise şayet, denildiği gibi FETÖ TSK’yı ele geçirdiyse ve terfileri kontrol ediyorsa, hem tuğgeneral hem de tümgeneralliğe birinci sıradan terfi eden Mehmet Okkan mutlaka FETÖ’ye itaat etmiş olsa gerektir. Terfi ettiği dönemin tüm generalleri hapislerdeyken kendisinin bulunduğu makam dikkat çekici. Bunu haketmek için büyük fedakarlıklar yapmış olmalı.

Karanlık kulis ilişkileri bir yana, acaba bu cambaz paşamızı askerî maharetler açısından nereye koymak gerekiyor? Bu konuda çok daha fazla bilgiye sahibiz. Burada konumuzla en alakalı olanları dikkatlerinize sunacağız.

Çözüm süreci garabetinden sonra yapılan meskun mahal operasyonlarında Mehmet Okkan bizzat olayın kalpgâhında oturuyordu. Kuvvet Harekât Başkanı olarak her şeyden haberi oluyordu ve siyaseten ani bir dönüşle başlayan operasyon sürecinde ana planlayıcılardan biriydi.

Bu operasyonların başarısına dil uzatacak değiliz. Sahada canla başla mücadele eden yiğitlere saygımız var. Lakin bazı çarpıklıkları ortaya koyarak Mehmet Okkan’ın askerî kapasitesini anlamamız gerek. Suriye Seferi’nin geleceği bu paşamızın masasından geçen planlara bağlı. Bu yüzden daha önce masasından geçen planlara nasıl baktığı bizi çok ilgilendiriyor.

Asker olmayan şahısların bile fark edebileceği çok temel bazı tespitlerle konuya ışık tutalım. Mesela, sözde çözüm süreci biter bitmez başlatılan Silopi ve Cizre operasyonlarına bakıldığında, her iki ilçeye de aynı miktarda güçle girilmeye çalışıldığını görürsünüz. Basit bir mantıkla, 80 binlik Silopi ile 130 binlik Cizre’ye aynı gücün ayrılması komik. Üstelik ülke içinde Yüksekova1 ile birlikte PKK’nın en kuvvetli olduğu yer olan Cizre ile Silopi arasındaki tehdit farkı ortadayken iki ilçeye aynı sayıda kuvvet tahsis etmek çok bariz ve vahim bir planlama hatası. Bu noktada, daha sonra değineceğimiz Ufuk Ekinci Paşa faktörünün altını çizelim. Silopi temizlendikten(!) sonra oradaki tüm kuvvetler apar topar Cizre’ye kaydırılmak zorunda kalınmıştı.

Kuvvet planlamasındaki bu hatadan daha vahimi ise, operasyonların başlamasına sadece birkaç gün kala Şırnak Valisinin bile konudan tam anlamıyla haberinin olmaması. Hatta kış dönemi denerek operasyon için hazırlanması gereken askerî ve mülkî amirlerin izinde olduğu çok konuşulmuştu. Dönemin Cizre Kaymakamı Ahmet Adanur Cizre’de değildi ve operasyonun başlayacağını birkaç gün kala duyunca apar topar dönmüştü.

Hem TSK’da, hem de diğer kurumlarda bu tür bir faaliyet öncesinde kimse, hele hele amirler asla izine gitmez, gönderilmez. Demek ki Ankara’daki plancılar sahaya gerekli talimatı aktar(a)mamış. Sahadakilerin operasyonu öğrenir öğrenmez isteklerini amirlerine sunduklarını, hatta Mehmet Okkan Paşa’nın bizzat Şırnak Valisi’yle görüşerek bu talepleri aldığını sağır sultan bile duymuştu. Türkiye’nin dört bir yanından apar topar bölgeye gitme emri alan JÖH ve PÖH personeli biraz daha hazırlanmak (erteleme!) umuduyla bu talepleri çok yakından takip etmiş, hatta sosyal medya bir ara kilitlenmişti. Görünen o ki bu talepler dikkate alınmamış ve operasyonlar gerekli hazırlıklar tamamlanmadan başlatılmış. Hükûmet tarafından planlandığı şekilde 15 Aralık’ta başlatılan operasyonlarda Mehmet Okkan’ın başını çektiği ana plancıların hataları nedeniyle yaşanan ve basına dahi yansıyan lojistik sıkıntılar2 bunun bir ispatı niteliğindeydi.

Mehmet Okkan sahadaki durumu yerinde görmesine rağmen, dönemin İçişleri Bakanı Efkan Ala’nın bakanlık koridorlarında, “Beyefendiye ne deriz” şeklinde başlayan yorumlarına(!) -tehlikenin geleceği yeri çok iyi anlayarak- daha fazla itibar etmiş olmalı. Daha da acısı böyle bir ortamda sahadakilerin operasyona çıkmaktan korktuğu bile konuşulmaktaydı, nasıl olsa çözüm sürecine karşı olan vardıysa, buna da karşı olanların olduğu söylenebilirdi.

Okkan Paşa operasyonun ertelenmeden başlayacağını sahaya söylediğinde ise, olası sorunlarla nasıl mücadele edileceğini, askerlik tarihimize geçmesi gereken bir vecize ile özetlemişti: “İş işi gösterecek.” Yani artık şu ana kadar ne yaptıysanız yaptınız, bundan sonra ne olur, olduktan sonra bakarız! Ülkenin en tarihi operasyonlarına yapılan muhteşem bir karargâh dokunuşu(!) olan bu vecize, sahadaki asker ve polis arasında espri malzemesi olmuştu, tıpkı “istesinler havyar gönderelim” sözünde olduğu gibi.

Kısacası Mehmet Okkan TSK’nın yeni model politik generallerinden. Mizacen mülayim, kişilik olarak hercai ve mürai olan paşamız, askerlik sanatında pek mahir değil. Zaten hükûmetin duymak istediği türden hareket tarzlarını üretmek ve sahaya göndermekten başka bir şey yapmasına gerek yok. Bulunduğu makamda kendisinden beklenen şey AKP otokrasisine mutlak biat. Mehmet Paşamız’ın bu alandki mahareti ise ziyadesiyle kifayet eder.

 Osman Erbaş

Osman Erbaş istihbarat kadrolarında çalıştığı için olsa gerek kamuoyunda pek bilinen bir asker değil. Çözüm süreci esnasında bölgeden gelen duyumların elinde toplandığı, örgütün gerçek niyetini çok iyi anlamasını beklediğiniz bir kadroda, Kara Kuvvetleri İstihbarat Başkanı olarak görev yaptı. Ancak, o da mesai arkadaşı Mehmet Okkan gibi sahadan gelenlere değil, siyaseten duyduklarına itibar etmeyi seçti. Biz kendisini bu noktadan itibaren tanıyoruz.

Osman Paşa zorluk görmüş bir aileden gelerek asker olmayı başarmış, kurmaylık ve terfi makamlarını dişiyle tırnağıyla birer birer tırmandığına inanan, bu nedenle kendi hasletlerine ve gücüne körü körüne biat edilmesini bekleyen bir Anadolu yiğidi. Sahibinden dayatılan hususları ne olduğunu anlamadan sahiplenen ve kendi alt dünyasına ithal eden, mutlak gerçekmiş gibi dayatanlardan. Sahibine aktarması gereken bir konuya malik olduğunda ise dağılan, bunu iletirken komik durumlara düşenlerden.

Bu yönetici modeli Türk filmlerinde çok fazla hiciv edilen bir tipoloji aslında. Akar tarzı, bilgi ve tecrübe değil, korku ve baskı ile yönetmeyi tercih eden TSK’da da böyle kadrolara ihtiyaç vardır: Sadece denileni yapan, güçten korkan(!), genellikle ara kademelerde görebileceğiniz, kolay kontrol edebileceğiniz renksiz yöneticilere. Ancak 15 Temmuz’un ardından TSK’nın istihbarat birimlerinin başına geçti. Erdoğan tam olarak bunu kastemiş olmalı, Allah’ın bir lütfu derken.

Osman Erbaş meslekî tarz olarak, sorunların üzerine paraşütle atabileceğiniz mikro bir asker. Mikro yöneticilerin en önemli özelliği küçük işlerin aşırı detaycı, kontrolcü ve uçta yöneticileri olmaları. Osman Paşa küçük işlerin büyük adamı, yukarıyla uğraşmak için sahip olunan enerjiyi de aşağıya harcayanlardan.

Askerî tarz olarak ise üstlerine sorun çıkarmayan pasif bir asker. Olası sorunları engellemek için sorumluluktan kaçan, süreç yerine sonuçları kontrol etmeyi hedefleyerek çalışan ve sorunla karşılaştığında her aşamada “kendi hatalarını yükleyecek günah keçileri bulmayı” hedefleyenlerden. Kısacası güçlünün hizmetinde, güçsüzlerle uğraşan, hatta şiddetli saldırabilecek kağıttan bir kaplan.

İşte bu özelliğiyle AKP simsarlarının dikkatini çekmiş olmalı. Zira kapasitesi itibarıyla beraber çalıştığı mülkî amirler tarafından bile “uzman” Erbaş” diye ti’ye alındığını çok duyduğumuz vasat bir yönetici. Kolay hedeflere saldıran, üniformanın ağırlığıyla kendisine yer bulan, şehit cenaze törenleri, bayramlaşma gibi platformlarda kükreyen sıradan bir askerî figür. Bu noktada Osman Erbaş için 15 Temmuz’un kişisel bir anlamı var aslında. Zira sadece bu tür bir olay sayesinde bugüne kadar kendisine değer vermeyenlere (Aslında tam da hak ettiği değeri verenlere diyelim) karşı harekete geçebilirdi. Öyle de oldu, şu an militan bir söylemle “FETÖ”cü diyerek kendisine muhalifleri doğramakla meşgul.

10-erbas
Osman Erbaş Paşa Şehit Cenazesinde

 

Hulusi Paşamızı çok iyi biliyoruz ve herşeye rağmen Osman Paşa’ya katlanacak bir asker değil. Ancak tasfiyelerden sonra elde pek fazla kimse kalmadığı için yapacak birşey bulamıyor olmalı. Ya da TSK’nın kontrolünü kaybetmiş bir Genelkurmay Başkanı olarak AKP’nin çalışmak istediği askerlere mecburen koltuk veriyordur.

Yorumu size bırakıp diğer bir Anadolu kaplanıyla(?) devam edelim.

Ufuk Ekinci

Ufuk Ekinci, güneydoğuda görev yapıp 15 Temmuz fırtınasına yakalanmayan nadide bir Tugay Komutanı. Musul’daki konsolosluk personelinin rehin alınması krizi, güneydoğudaki Ekim Olayları (İsyanı), Peşmergelerin bir 29 Ekim günü Habur’dan girerek Kobani’ye taşınması, PKK’nın hendek politikası ve sözde özerklik ilanı, yıllardır teröre pek karışmamış Silopi’nin bile PKK’nın kontrolüne girmesi ve çözüm sürecinin ardından yapılan meskun mahal operasyonları ile öne çıkan Cizre ve Silopi’nin tugay komutanıydı. Bu kadar ciddi vakanın arasında kendisini mükemmel ispatladığını ve bu nedenle bölgeden emekli edilmeyen veya hapse atılmayan tek tugay komutanı olduğunu düşünebilirsiniz. Ancak biz daha farklı bir resimle karşılaştık.

Ufuk Ekinci “iyi adam” denilen paşalardan. İlk temasta bir askerden ziyade beyamca izlenimi bırakıyor. O da Osman Erbaş gibi terfi makamlarını birer birer tırmandığına inanan ve kendi hasletlerine biat edilmesini bekleyen bir Anadolu yiğidi. Ancak köylü damgasını yemeyecek kadar sisteme entegre olmuş bir elit. Zamanında Avustralya Askerî Ataşesi olarak görev yapmış, her ortamda ağırlama ve kutlama faaliyetlerini ihmal etmeyecek kadar seçkinci bir asker.

11-ekinci
Ufuk Paşa’nın Kurban Bayramı’nda Silopi’de Verdiği Ziyafet

Lakin yine de mikro bir yönetici ve her mikro yönetici gibi işlerin kendi bakış açısı ve yöntemleriyle başarılacağına inanan, bu konuda aşırı kıskanç ve inatçı bir kişilik. Onu tanıyanların izlenimi, kendi fikrini açıkladığı konularda diğerlerinin görüşlerine kapalı olduğu şeklinde. Hatta inatçı yapısıyla, kendi fikrine itibar etmeyenlerle sürekli uğraşan bir arka plan kulisçisi. Tabi yine her mikro gibi gücü oranında, yani güçlüye karşı sessiz, güçsüzlere karşı ise kaplan.

Ufuk Ekinci’yi öne çıkaran özelliği Neo-Osmanlıcı söylemi. Paşamıza göre, Suriye sınırı Türkiye’ye zorla dayatılmış ve bu sınırın iki tarafı da bize ait. Bu nedenle AKP ve TSK’nın sınıra duvar örmesine karşı çıkan, ancak doğal olarak tehlikeye atılmamak için fazla sesini çıkarmayanlardan. Yine de inatçı yapısıyla sahada bu işi çok yokuşa sürmüş ve Mehmet Okkan gibi bir idare cambazını bile defalarca çileden çıkardığı sık sık konuşulmuştu.

İnatçı huyu yüzünden Cizre ve Silopi operasyonları planlanırken iki tarafa da aynı oranda kuvvet ayrılmasında ısrarcı olduğu konuşuluyordu. Çünkü Ufuk Paşa Cizre’deki tehdidin çok abartıldığına inanıyor ve buna dair fikirlerini üstlerine aktarmış bulunuyordu. Mehmet Okkan Paşa’yla yaptığı uzun görüşmelerin altında bu histeri vardı ve neticede istediğini almayı başardı. Ufuk Paşa bastırmış ve askerî tabirle golü atarak kendi dediğini kabul ettirmişti.3

Ufuk Paşa, icraatlarındaki bu tezatlara rağmen, kendisi için esas faydalı olanı becermiş ve özellikle Suriye’yle ilgili Neo-Osmanlıcı fikirlerini Şırnak Valisi üzerinden AKP’ye ulaştırmayı başarmış iyi bir kulisçi. Üstelik 15 Temmuz gecesi herkesin kafasının karışık olduğu bir ortamda duruma göre hareket etmeyi seçti ve sisin dağılmasını bekledi. Hiçbirşey yapmayarak kazanan Ufuk Ekinci halen Suriye Seferi’nin en kritik karargâh işlerini yapan Kara Kuvvetleri Harekat Başkanlığı’nda oturuyor. Şahince konuştuğunu, hatta kendisine Suriye’nin yetmediğini ve gözlerini Musul’a diktiğini, parlak olduğunu düşündüğü fikirleriyle komuta katını etkilemeye çalıştığını, fikirlerine itibar etmeyen herkese söylenip durduğunu, kendi düşüncesini kabul ettirmek için inatla fırsat kolladığını biliyoruz.

Seferî düşünceleri açısından Erdoğan’ın kolaylıkla kullanabileceği Ufuk Ekinci hakkında Reis’in bilmesi gereken bir kaç hususu vurgulamadan geçmeyelim. Ufuk Ekinci şahin görünmesine rağmen mesele büyüdükçe küçülen bir asker. Örneğin Silopi’de yapılan operasyonda ilçedeki teröristlerin çoğu kaçmıştı. Ufuk Ekinci’nin planını görenler ilçede her tarafın tutulmadığını konuşup durdular. Hatta Selahattin Demirtaş bile imalı bir şekilde Silopi’den 500 gencin dağa çıktığını açıklamıştı. Bu sözlerden ilçeden tepki olarak yeni katılımlar olduğu manasını çıkaranlar yanılıyordu, Demirtaş’ın kastettiği, ilçedeki teröristlerin büyük bölümünün kaçmayı başardığı idi.

Silopi’deki ilk operasyon bittikten sonra bu teröristler geri gelerek ilçeye yeniden yerleşti ve patlayıcılar döşeyerek polislerimizi şehit ettiler. Bunun üzerine ilçede ikinci bir operasyon yapılması gerekti. Yani Ufuk Paşa Silopi’yi temizledim dedikten sonra ilçe tekrar karıştı. Kısacası söylediklerine dikkat etmekte fayda var.

Ekinci hakkında dikkat edilmesi gereken bir başka önemli konu da, PYD konusundaki faaliyetleri -daha doğru ifadesiyle eylemsizliği– Malum, Suriye’deki PYD bizim açımızdan PKK’nın taşeronu. Erdoğan uzun süredir PYD’nin terör örgütü olduğunu ilan ediyor. Hatta Türkiye bu görüşünü NATO dökümanlarına da ithal etmeyi başardı. NATO’da çalışan askerlerin çoğu 15 Temmuzdan sonra tasfiye edildi. İşte tasfiye edilen askerlerin bile binlerce kilometre öteden yaptığını Ufuk Ekinci sahada yapamıyordu. Ufuk Paşa’nın Tugayı Suriye sınırında yaklaşık 90 km.lik bir alanı tutmaktaydı ve hemen karşısında duran PYD karakollarını göremiyor, ya da görmemezlikten geliyordu.

Son olarak Reis’e çok kritik bir bilgi aktaralım. Erdoğan kendisini Başmuhtar olarak ilan etti ve sık sık muhtarları Saray’da ağırlıyor. Özellikle doğu ve güneydoğuda görevli muhtarlara ayrı bir ilgisi var. Bu noktada Ufuk Paşa’ya dikkat etmesi lazım. Çünkü Ufuk Paşa, iddiaya göre, güneydoğuda görev yaparken bir muhtarımızın evini ve çocuklarını tankla yerle bir edin diye emir vermiş. Emir bizzat muhtarın yanında verilmiş olacak ki adamcağız günlerce canını kurtarmak için kapı kapı dolaşmış. Kısacası Ufuk Paşa, Neo-Osmanlıcı, ama küçük işlerin büyük, büyük işlerin küçük adamı profilinde bir şahin. Söylemi AKP’nin kıvamına uygun, ancak askerî maharetleriyle yarı yolda bırakabilir.

Devam edecek…

Sonraki yazı;

Metin Temel ve Zekai Aksakallı kimdir? Suriye ve Güneydoğu operasyonlarında perde arkasında neler yaşandı?

Notlar:

1 Mehmet Okkan’ın Yüksekova’da Tümen Komutanlığı yapmış olduğunu ve tehdit seviyesinin fevkalade farkında olduğunu da hatırlatalım.

2 Bazı birlikler Harekâta o kadar hazırlıksız gönderildi ki , hafif silah mühimmatı bile bazı bölgelerde sıkıntıya girmişti.

3 Bu noktada şunu belirtmekte fayda var. Cizre Ufuk Paşa’ya bağlı olmasına rağmen Cizre operasyonuna Şırnak’tan, (şu an hapiste olan) Çakırsöğüt Jandarma Komando Tugay Komutanı Tuğg. Ali Osman Gürcan görevlendirilmişti.

Advertisements