Yazan: Suat Aziz

Follow Suat on Twitter at @SuatAzizz

Yazı dizimizin üçüncü ve son bölümünde TSK’nın en kudretli Generallerini başka açıdan sizlere tanıtıyoruz. İsmail Metin Temel ve Zekai Aksakallı’yı daha yakından tanımak için iyi okumalar…

Dulce Bellum Inexpertis.

İsmail Metin Temel

90’ların güneydoğu tecrübesine sahip, araziyi ve çatışma ortamını bilen, hatta seven bir asker olan Metin Temel Paşa, halen 2’nci Ordu Komutanı olarak Suriye Seferi’nin sahadaki en kıdemli komutanı. Askeri tabirle bu sefer onun niyet ve maksadına göre seyir alacak.

Metin Paşa tanınmış bir asker. Doğrudan konuya girelim, oportünist ve ulusalcı denildiğinde Kara Kuvvetlerinde elle gösterilecek simge bir isim ve kendi ekolünün en başarılı generallerinden. TSK’nın hiziplerine hakim, kimin hangi ekipten (eğilimden) olduğuna dikkat eden, fikri yoksa edinmeye çalışan, adımlarını hep buna göre atan, ikili ilişkilerde garantisiz iş yapmayan, hangi kartı masaya süreceğini bilen ve bu özelliğiyle nam salmış cin bir paşa. Üstlerinin dahi çok çekindiği, dikkat edilmesi gereken bir hizipçi. Herkese şirin görünerek makamları tırmanan ve çıkarlarını korumak için hiç riske girmeyen ortayolcu Hulusi Akar’ın bile çok çekinerek yaklaştığı bir isim.

İlk temas ettiğinizde sıradan biri gibi göreceğiniz, ancak sürekli gözlem yapan, her ayrıntıyı zihnine not eden, unutmayan ve bu izlenimleriyle kısa sürede karşı tarafı kontrolüne alan bir sarraf. Kontrole girmekte zorlananları ise, çoğunlukla rütbe ve makamını kullanarak sürekli iğneleyen, topluluk içinde insicamını bozan, fakat asla saldırgan konumuna düşmeyen kurnaz bir asker.

16-temel
Korgeneral Metin Temel

 

 

Metin Temel çok net bir AKP karşıtı, ama Erdoğan güçlendikçe TSK’da kendilerini milliyetçi, muhafazakar gösteren, gerçekte bununla alakası olmayan bir grup menfaatçi (Avrasyacı) paşanın arasında kamufle olmayı başardı. Yani aynı zamanda takiyyeci. Şu an yakın çevresinde FETÖ ve 15 Temmuz sonrası tasfiye edilen generallere dair yaptığı konuşmalar dillere destan. Ancak aynı türden konuşmaları AKP ve Erdoğan için de yaptığını bilmekte fayda var. Hatta güneydoğudaki meskun mahal operasyonlarını yönetirken “Cumhurbaşkanı dahil kimse buradan çıkamayacak” diye etrafına takıldığını çok duyduğumuz yaman bir paşamız. Ancak bizi ilgilendiren yönü nasıl bir savaşçı olduğu.

Metin Paşa tam bir şoven, öldürmek için plan yapan ve zayiatı normal karşılayan fanatik bir iç güvenlikçi. Kendisini özellikle güneydoğuda icra edilen meskun mahal operasyonlarıyla daha fazla duyduk. Gerçi operasyonların başında farklı isimler vardı ama Metin Temel Silopi, Cizre, İdil, Yüksekova ve Şırnak operasyonlarında hep sahadaydı, bölgeden hiç ayrılmadı. Yılların kurdu olan Temel Paşa bu operasyonlarda sorumluluk almadan tecrübelerini(!) aktarıyordu.

Özellikle arazide uyguladığı sert teknikleri meskun mahalde uygulamak için çok uğraştı. Daha önce bahsettiğimiz ikincil hasar konusuna çok takılan bir karakterde değil. Metin Temel’in operasyonlar esnasında emirler verirken kullandığı birkaç sözünü hatırlatmak yeterli olabilir.

“Ortadoğuda öldüren kazanır.”

“Tank ve topu kullanmazsak teröristten farkımız kalmaz, onda da piyade tüfeği var.”

“İnançlı, inatçı ve intikamcı.”

“Teröristi sağ getirenin kolu kopsun, gözü çıksın.”

Bu söyledikleriyle sadece asker ve polisler değil, o günlerde bölgeye giden gazeteci, bürokrat dahil herkes Metin Paşamızı çok yakından tanıma fırsatı bulmuştu.

Metin Temel sert müdahale tarzıyla meskun mahalde top, tank gibi ağır silahların kullanılmasına öncülük etti. Görünüşe göre Cizre ve Silopi’de aklındakileri denedi ve geliştirdi, İdil, Şırnak ve Yüksekova’da bunları devam ettirdi.

Özellikle terörün sembol şehri Cizre’de yapılan operasyonla ilgili basında çok haber okuduk. Metin Paşa sert bir iç güvenlikçi olduğu için en başından itibaren ağır silahların kullanılmasını istiyordu. Bugünlerde normal gelen bu konu, o dönemde savcıların orantısız güç diyerek askerleri tutuklaması nedeniyle sahadakilerin çok çekinceli yaklaştığı bir konuydu. Metin Temel bu çekinceyi aşmak için çok uğraştı, yine de sorumluluk almamak için açıktan emirler vermeden bu fikrini el altından dayattı. En sonunda astlarına örnek olacak şekilde kimsenin beklemediği bir anda Cizre’ye top attırdı. Alakasız yere düşen mermiler yüzünden sivil zayiat olunca konu terörist ateşi diye örtbas edildi. Bu nedenle aksi ispatlanana kadar(!) Cizre’de üstelik o an operasyon alanının dışındaki Dağkapı Mahallesinde bir çocuğun ölümüne ve iki çocuğun yaralanmasına yol açan patlamanın (Daha sonra yaralı çocuklardan biri daha vefat etti.) Metin Temel’in ısrarlarıyla Cizre’ye atılan ilk top mermileriyle değil de, teröristlerin açtığı ateşle olduğuna inanmanız gerekiyor.! Zaten sıkışırsanız bu suçları tasfiye edilen generallerin üzerine yıkar, havuz medyasında asparagas haber yaparak halkı kandırabilirsiniz.

Yine Cizre’de yaşanan ve basında bodrum vahşeti olarak bilinen vahim bir iddia daha mevcut. O dönemde HDP lideri Demirtaş dahil tüm partililer, Cizre’de bazı yaralı sivillerin çatışma bölgesinde sıkıştığını, askerlerin bu sivilleri kasıtlı olarak bölgeden çıkarmadığını iddia edip durmuştu. Bu şekilde yaklaşık 50 kişilik bir gruptan bahsediliyor, ses kayıtları yayınlanıyor, hatta adres bile veriliyordu. Ancak Metin Temel’e göre bunlar sivil değil teröristti.

15-siviller
Cizre Cudi mahallesi’nde bir evin bodrumuna sıkıştırılan teröristler (!)

 

 

Bahse konu adresteki evin bodrumu düzenlenen operasyonla içindekilerle birlikte yerle bir edildi. Telsiz kayıtlarına göre teröristlerle temas sağlanan ve güvenlik güçlerinin gereğini yaptığı sıradan bir çatışmaydı. Ancak gerçek daha farklıydı. Metin Paşa bunu inkar edecektir, fakat sahada bu konuyu ispat edebilecek kadar iz bıraktığını da biliyor. Operasyon sonrasında bölgeden çıkarılan cesetlerin yanında yeteri kadar silah ve mühimmat bulunamamıştı, ayrıca ölenlerin neredeyse tamamının ilçeye dışarıdan gelmiş öğrenciler olduğu görülmüştü. Şu an hapiste olan pek çok asker ve polis olanları çok iyi biliyor, ama kimsenin onlara inanacağı yok. Belki de bu tür suçlar üzerlerine yıkılsın diye hapisteler.

Cizre PKK için sembol bir şehir olduğu için popülerdi, ancak Metin Temel Paşa diğer şehirlerde yaptığı operasyonlarda çok daha yıkıcı olmuştu. Örneğin Şırnak’ta operasyon bitti denildiği zaman koruculara ait birkaç binadan başka tüm şehir enkaz halindeydi. Şırnak tabiri caizse dümdüz edildi.

14 şırnak.jpg
Operasyon sonrası Şırnak şehir merkezi

 

 

Metin Temel hakkında herkesin en dikkat etmesi gereken nokta, insan sarrafı olan bu kurt askerin, her şeyi mutlaka not ettiği ve zamanı gelince intikamını alması. Zaten “inançlı, inatçı ve intikamcı” sözünü bu yüzden çok seven Metin Paşa, listesine koyduğu herkesten bir şekilde intikamını alıyor.

Cizre, Silopi, İdil, Yüksekova ve Şırnak’ta PKK’yı ve onlara destek olan şehir halkını cezalandırdı. TSK’daki hizip savaşlarında kendisine biat etmeyenler, güneydoğuda operasyonlarda kendisinin sert çözümlerine uyum sağlayamayanların hiçbiri artık asker değil. Bu nedenle Suriye’de askeri harekat tıkanırsa çok sert müdahale ederek intikamını alacaktır. Bundan sonra sıra kime gelir, Metin Paşa daha iyisini bilir. Bizim bildiğimiz artık TSK’da Metin Temel’i geleceğin Genelkurmay Başkanı olarak görenlerin çok fazla olduğu. TSK’nın şimdiki yapısında muhtemelen ilk aday haline gelmiş bile olabilir.

Zekai Aksakallı

Tereddütsüz olarak son dönemde Türkiye’nin en fenomen paşası olan Zekai Aksakallı, 15 Temmuz sahnesinin oskarlık aktörüydü. Ancak tezatlarla dolu bir aktör. Zira uzun süredir beraber çalıştığı, Suriye ve Irak’taki “özel” faaliyetleri emanet ettiği Tuğg. Semih Terzi’nin hain olduğunu o geceye kadar anlayamayacak kadar yeteneksiz. Ama aynı zamanda tek bir telefonla, üstelik düğünde halay çekerken, üstelik -yaşasaydı- kesinlikle FETÖcü diye ordudan atılacak Astb. Ömer Halisdemir’e tetik çektirerek gecenin altın vuruşunu yapacak kadar da “Özel” Kuvvetçi. O gece Semih Terzi ve Ömer Halisdemir biri hain, diğeri kahraman olarak öldüler. Ama bu işten en karlı çıkan Zekai Aksakallı oldu.

Zekai Aksakallı az konuşan, her cinsten (ılımlı, radikal, milli görüşçü, AKP’li vs.) takunyacıya karşı hazımsız bir asker. Takunyacılara karşı hislerini saklayamayan fanatik bir karakter. Özellikle konu FETÖ olunca TSK’nın ulusalcılarının çok sevdiği ve zor zapt edilen bir hizipçi.

Semih Terzi için ölüm emrini verirken hain olduğunu anladığından değil, takunyacı olabileceğini düşündüğünden verdi emri. Bir de Zekai Paşa daha kötü bir plancı olduğu için çoğunlukla Semih Terzi’nin gölgesinde kalmış bir komutan. Semih Terzi’ye karşı hisleri hiç sıcak olmadı. Tabi bunun için vurdurmuştur demiyoruz, ama birbirleriyle sürekli didiştiklerini defalarca duymuştuk. Konunun arka planında neler olduğunu anlamak önemli. Zekai Aksakallı başka bir yerde fırsatını bulsa aynı şeyi yine yapabilirdi. .

13-aksakalli-ve-halisdemir
Aksakallı Paşa ve Ömer Halisdemir

 

 

Zekai Paşa tehlikeli şeyler düşünen bir asker. Bu özelliğiyle Metin Temel’le iyi anlaşıyor. Sahada Metin Paşa kadar becerikli değil, ama Özel Kuvvetler’in imkanlarını (Termobarik patlayıcılar gibi) Metin Paşa’yla beraber kullanıyor. Ayrıca şimdiki konjonktürün yarattığı fırsatları değerlendirmeye çalışıyor. TSK’nın örtülü imkanlarını kullanarak Özel Kuvvetler’de kendisini daha fazla (!) geliştiriyor. Amacı belli, sırası gelince AKP’liler başta olmak üzere her türlü takunyacıyı tepelemek.

Takunyacılarla mücadele konusunu şu an abartmış durumda, kurduğu özel(!) bir ekiple şüphelendiği askeri personeli özel tekniklerle sorgulayıp savcıya teslim etmeye başladı. 15 Temmuz ve sonrasında Reis’in çok işine yarıyor gibi görünse de, uzak olmayan bir gelecekte birbirleriyle halvet olacaklarını görür gibiyiz. Zira Zekai Paşa için takunyacının iyisi kötüsü olmaz, takunyacı takunyacıdır.

Ayrıca TSK’da herkese boncuk dağıtarak tepeye çıkan Hulusi Paşa’yı da uyaralım. Zekai Aksakallı gibi paşalarımız Hulusi Paşa’nın herkesi idare ettiğini ve özellikle muhafazakar kesimi kolladığına inanıyorlar. Ama 15 Temmuz vakasıyla safların belli olduğu bir kırılma yaşanıp, Genelkurmay Başkanımız, biraz da abartarak (safını göstermek için) yakınında kim varsa FETÖcü diyerek tasfiye edince, Zekai Aksakallı tarafından görevlendirilen en seçme Özel Kuvvetçiler Komuta Katına doluşuverdi. Zekai Paşa ve avaneleri artık ortayolcu Genelkurmay Başkanımıza şah damarı kadar yakınlar. Aman dikkat, yine bir düğüne gider, yerinde duramaz ve her an telefon(!) açıverebilir. Artık “Aksakallı espirisi” böyle yapılıyor.

Lakin Zekai Paşa şu an Suriye’de büyük işlerin altında, zorlanıyor ve bataklığa saplanmaktan korkuyor. Detaylı planlama isteyen özel harekat nevilerinden çok anlamadığı için stres altında. Bordo Bereliler zayiat veriyor, IŞİD’e esir düşüyor, ÖSO’yu bir türlü istediğimiz gibi kullanamıyoruz. Çeşitli mazeretlerle Özel Kuvvetlerden kaçanlar var, şikayetler artmaya başladı. Bugünlerde Zekai Paşa tasfiye edilen eski kadroları mumla arıyor, gerrgin ve düşünceli. Kaybetmemek için tüm imkanlarıyla ve sert tedbirlerle mücadele ediyor. Metin Paşa’yla beraber Suriye’de ağır tahribata yol açıyor ve daha da açacak gibi görünüyor.

12 aksakallı.jpg
Aksakallı Paşa El Bab yakınlarında. (Sakal traşı olmamış, üniformasını çıkarmış)

 

 

Zekai Aksakallı için diğer bir sorun ise AKP’nin Özel Kuvvetlere sızma girişimleri. SADAT altında kimlik kazanan AKP’nin silahlı kanadı artık Zekai Paşa’nın Özel Kuvvetleri’ne sızmaya çalışıyor. TSK’da Ulusalcı, Avrasyacı vs. hiçbir hizip bu türden bir kadrolaşmaya müsaade etmeyecektir, bu kaotik bir güç kaybı demek. Ama Erdoğan’la ters düşmek akıl karı değil. Reis’le takışmadan kuvveti korumak gerekiyor.

Zekai Aksakallı’nın omuzlarında taşıyabileceğinden fazlası yüklenmiş durumda. Suriye’de küçük bir başarısızlık ayağının kayması için yeterli olabilir. Henüz 15 Temmuz’un keyfini süremeden topun ağzındaki ilk isimlerden olabileceği için daha fazla gergin.

Ama Suriye’de MİT’in eliyle yapılan birçok işi de biliyor. Özellikle TIR’larda ne taşındığından, kime gittiğinden haberi var. Çözüm süreci dönemindeki (Oslo, Habur, Uludere vb.) birçok vaka hakkında da bilgi sahibi. Onun da elinde kozları var. Ama bunları nasıl kullanacağını bilen becerikli bir siyasetçi olmadığı için, Erdoğan ve avaneleri için sanıldığından kolay lokma olur. Bu nedenle boş durmuyor ve elindeki imkanları zorlayarak kozlarını(!) artırmaya çalışıyor.

Kim ne derse desin Özel Kuvvetlerin başında ve şu an TSK’nın ve Türkiye’nin en güçlü komutanı diyebilirsiniz. Elindeki imkanlar hiçbir askerde yok. Üstelik OHAL ve Suriye Seferi’nin sağladığı altın fırsatlar Zekai Paşa’yı her yere nüfuz edebilecek kadar etkin yapıyor. Aksakallı Paşa askeri becerileri çok iyi olmasa da öyle kolay pes edecek birisi değil. Her yolu mübah görerek yürümeye çalışıyor.

Bugünlerde başkalarına karşı işine yarayacak bilgileri toplamaya devam ederken, Suriye’deki olası savaş suçları ve muhtemel askeri başarısızlığı başkalarının üstüne yıkabilecek şekilde hazırlanıyor. Zorda kalmadıkça yazılı emir vermiyor, gerekli yerlere raporlar gönderiyor, kendince önemli gördüğü evrak, belge vb. malzemeyi istiflediği bir “Sorumluluktan Kurtulma Dosyası” tutmaya devam ediyor. Bizden söylemesi.

Sonuç

Türkiye travmatik bir süreçten geçiyor. Artan terör saldırıları ve ekonomik sorunlar arasında Erdoğan karşıtlarına yönelik tasfiyeler TSK başta olmak üzere tüm yurtta domino etkisiyle devam ediyor. 15 Temmuz sonrasında Türkiye’de Erdoğan’ın eliyle defakto bir otokrasi oluştu ve rejimi resmi olarak değiştirmeye doğru yol alıyoruz. Ankara’da Halifelikten bahseden siyasiler mevcut.

Dış politikada da sıkıntılı bir süreci yaşıyoruz. Türkiye, içeride ve dışarıda uğraşması gereken bir sürü soruna rağmen, Suriye’deki derin krizin parçası haline geldi.

Genel olarak, Erdoğan’la aynı fikirde olmayan tüm kesimlerle her yerde kavgalıyız. İçeride FETÖ ve batı karşıtlığı üzerinden şovenist bir garez pompalanıyor. Kitleler halinde ayrışan taraflar birbirlerini varoluşlarına karşı tehdit olarak görüyor. Kendimizden ve Batıdan koparken nefret depoluyoruz. Ülkenin kimyası şirazeden çıkmış durumda, tam bir eksen kayması yaşanıyor.

TSK’yı tam kontrol edemediği için, parallelle mücadele, Suriye’ye müdahale ve rejim değişikliği konularında arzuladığı açılımı yapamayan Erdoğan’ın imdadına, Allah’ın lütfu dediği darbe teşebbüsü yetişiverdi. 15 Temmuz sonrasında TSK asimetrik bir tasfiyeye tabi tutuldu. General tasfiyeleri darbeyi takip eden ilk iki günde tamamlanmıştı bile. Böylece rejimin kalesi konumundaki TSK önce siyasi vesayet altına girdi, sonra çok gecikmeden Suriye’ye yürüdü.

Harekatta 5’inci ay tamamlandı. Ciddi olaylar/iddialar (şehitler, vurulan tanklar, yakılan askerler, sivil ölümler vb.) mevcut. Hızlı başladığımız harekatta halen El Bab civarında IŞİD’in karşısındayız ve operasyonel temponun yavaşladığı, hatta durduğu bir dönemdeyiz. Genelkurmay Başkanı’nın El Bab harekâtının bittiğini müjdelemesinin üzerinden bir hafta geçti ama şehitler gelmeye devam ediyor. Erdoğan ise “El Bab’ı kuşattık, almak üzereyiz” diyerek Münbiç ve Rakka gibi müteakip hedefleri haykırıyor. Sahada işler istenildiği gibi değil ve 15 Temmuz tasfiyesinden sonra makamlarına kurulan generallerin TSK’dan ayıklananlardan daha vatansever ve elit olduklarını ispatlamaları gerekiyor.

TSK’da, Suriye Seferi’ne doğrudan etki edebilecek karargahtaki generaller olan Mehmet Okkan, Osman Erbaş ve Ufuk Ekinci “sözde” şahin ve Erdoğan’a biatçi politik paşalardan. Öyle görünmeye çalışsalar da askeri açıdan kabiliyetli değiller. Özel değil sözel paşalardan, siviller tarafından yönlendirilmesi kolay, tam Erdoğan’ın istediği türden topuk selamı çakacak askerlerden.

Ancak sahadaki Metin Temel ile Zekai Aksakallı tam bir ulusalcı vurucu tim. Ekollerinin önde gelen, zaptedilmesi zor, kurnaz, fırsatçı, çıkarcı ve hizipçi paşalarından. Kendi yollarından kolay kolay vazgeçmeyecek kadar inançlı, her yolu mübah görerek hedeflerine yürüyecek kadar inatçı, kara kaplı defterlerine bir kere yazdıysa eninde sonunda cezayı kesecek kadar intikamcı, savaşı ve savaşmayı seven paşalardan. Şimdilik(!) Erdoğan’la ittifak halindeler. Üstelik 15 Temmuz tasfiyelerinden sonra TSK’da artık çok daha güçlüler. Karşılarında duracak kimse kalmadı.

Bu nedenle Erdoğan ne derse desin zaten Suriye Seferi’nin nereye evrileceğini tahmin etmek zor değil. Sahada tıkanıklık yaşandıkça daha fazla sertleşeceğiz. El Bab civarında yavaşlayan TSK, Metin ve Zekai Paşaların kişiliğine uygun olarak muhtemelen aşağıdaki tedbirleri alacak ve yoluna devam etmeye çalışacaktır.

Öncelikle son dönemde verilen zayiatlar Erdoğan ve TSK üzerinde baskı oluşturuyor. Bu nedenle daha fazla zayiat verip can sıkmamak için taktik akın şeklinde seri hareketler yapılacak, başarısız olunabilecek yerlerden ise derhal geri çekilinecektir. Uçak, top ve tanklarla çok daha ağır ateşler açılarak baskı kurulacak, tespit edilen tüm hedeflere şiddetli ateşler açılacaktır. Bu İkincil Hasar (Sivil zayiat ve yıkım) oluşturacak riskli bir hareket tarzı. Ancak Metin Temel için bu tür zayiatın önemi yok. Aksine zayiat verdikçe intikamcı özelliği nedeniyle El Bab’a ceza keserek bunu bilinçli olarak yapıyor, daha fazlasını yapabilir. Ülke içinde yapmıştı, Suriye’de daha rahat yapar, kendisine hesap soracak, yaptıklarını ispatlayacak kimse yok.

El Bab’ı almak ve ilerlemek için Suriye’ye ilave kuvvetler kaydırılması gerekiyor. Özellikle zırhlı araç zayiatımızı azaltmak, geri bölge emniyetini sağlamak, gerektiğinde operasyon güçlerine destek olmak maksadıyla daha fazla yaya unsura ihtiyaç var. Özel Kuvvetler (Bordo Bereliler) neredeyse tüm gücüyle bölgede ve apar topar girilen Suriye’de zorlu şartlar altında yıpranıyor. En seçkin birliklerimiz zayiat veriyor. Zaten ÖSO iyi savaşamıyor. Zekai Aksakallı Paşa başarısız olmaktan çok çekiniyor, böyle bir ihtimali hissediyor ve görüyor. Hatta sahadan alınan bilgiler, harekatta suçu ast birlik komutanlarına atan bir rapor hazırlayıp Ankara’ya gönderdiği yönünde. Özel Kuvvetleri destekleyecek takviye lazım. Bu nedenle Suriye’ye ilave komando birlikleri kaydırılıyor. Metin Paşa meskun mahalde tecrübeli Jandarma birliklerini kullanmayı bile hayal ediyor olmalı. Suriye’ye daha çok asker gidecek.

Zayiat verdiğimiz için Suriye’ye daha fazla zırhlı araç gitmesi gerekiyor. Özellikle TTZA Kobra meskun mahalde büyük iş yapıyor. Ancak Metin Paşa’nın gözdesi Zırhlı Muharebe Aracı (ZMA). Çünkü ZMA silah sistemi ve gece görüş kabiliyetiyle meskun mahalde tam bir ölüm makinesi. Yüzlerce bilye gibi dağılan mühimmatıyla bina içlerinde ölüm kusuyor.. Suriye’ye daha çok ZMA gidecek, elimizde ne kadar ZMA varsa (halen taşınmadıysa) El Bab’a taşınabilir.

Füze tehdidi nedeniyle taarruz helikopterlerini, yaralı tahliyesi için bile genel maksat helikopterlerini Suriye içlerine gönderemiyoruz. Bu açığı kapatmak için uçakların kullanımı artacak, bu da daha fazla yıkım demek. Ama elde çok pilot yok, hepsini attık, kalanlar aşırı iş yüzünden sürmenaj oluyor. Başkalarının (koalisyon, hatta Rusya) uçaklarına muhtacız, zaten Rus uçaklarının bizim için hedef vurduğu aşikar, arada bizi de vuruyor. Kendimiz uçamayınca böyle oluyor.

Lojistik alandaki sıkıntılara karşı ise yapılabilecek çok şey yok. Bu tür konuları baştan planlayıp çözmediyseniz sahada hemen düzeltemezsiniz. Sorunu çözmek için çalışıldığı kesin, bununla birlikte ciddi bir sorun olmadığına dair açıklamalar yapılacak, basında haberler yayınlanacak, çarşaf çarşaf resimler göreceğiz. Ancak daha kış şartlarına uymaya çalışırken yaz gelince çöl sıcakları ve toz nedeniyle araç arızaları artacak. Buna hiç hazır değiliz. Arızaları tamir edemeyeceğiz, tamir yerine yenisiyle değiştireceğiz. Bu nedenle Suriye’ye daha fazla tank, ZMA, GZPT taşındığını göreceğiz.

Artan zayiat ve yavaşlayan tempoyu örtmek için basında bu harekatı neden yaptığımıza dair hamasi açıklamalar yapılacak. İşlerimiz zorlaştıkça hamaset artacak. “Ya istiklal ya ölüm” seviyesine kadar çıkarılabilir. İlave olarak eskiden olduğundan daha fazla kahramanlık hikayeleri duyacağız. Halkımız bu tür olayları dinledikçe, çok çetin şartlarda savaşıldığını düşüneceği için zayiatı normal karşılayacak. Ateş ise düştüğü yeri yakacak.

Bunların yanında halkımızın tüketmeyi çok sevdiği türden diğer haberlerle (hainler ayıklandı, asker bayram namazında, zor hava ve arazi şartlarında yılbaşı gibi) TSK bol bol makyajlanacak. 15 Temmuzdan sonra ayakta duracak hali kalmayan TSK’yı şişirmeye çalışacağız.

IŞİD ve PKK’nın hem Suriye’de hem de Türkiye’deki olası hazırlıklarına hiç değinmiyoruz.

Bu iş zannedilenden daha uzun sürecek ve yıkıcı olacak.

Eğer TSK Suriye’de, meskun mahalde gerçekten özel harekat operasyonu yapacaksa aylar sürecektir. Çünkü meskun mahal operasyonu zor iştir. Zayiat vermeden, sivillere, mallarına, alt ve üst yapıya zarar vermeden sadece IŞİD’i etkisiz hale getirmek için her detayı düşünmeniz, gerekirse bina bina, oda oda, santim santim detaylı arama ve operasyon yapmanız, geride birşey kalmadığından emin olarak ilerlemeniz gerekir. Bu iş zaman alır.

Ancak El Bab’ı almak üzereyiz diye açıklama yapıldığına göre çok sabırlı olmadığımız şimdiden görülüyor. Hızlanmak demek daha fazla asker ve sivil zayiatı demek. Bunu engellemek için yapılması gerekenler belli.

İlk olarak meskun mahal tamamen kuşatılarak emniyete alınır ve içerideki tüm siviller tahliye edilir. Daha sonra etrafa biraz daha fazla hasar vermeyi göze alarak ZMA, tank, roketatar gibi “görerek” atış yapan silahlarla hedefler vurulur ve direnç kırılır. Uçak ve top gibi ağır silahlar emin olmadıkça kullanılmaz. Müteakiben özel birliklerle seri nokta operasyonlar yaparak saha kontrol altına alınır. Detaylı arama ve ince temizlik müteakiben yapılır. Bu şekilde bile -IŞİD’in hazırlık seviyesine bağlı olarak- El Bab’ı 3 aydan daha kısa sürede kontrol etmek mümkün olmayabilir.

Zaten sivillerin tahliyesi kolay değil. Suriye’de bu organizsyonu yapabilecek ne hazırlığımız, ne de gücümüz var. Ateş etmezse, silahını göremezsek halkın arasında kim terörist, kim sivil onu bile ayırt edemeyiz. Arapça, Kürtçe vs. yerel dilleri konuşan eleman sayımız yok denecek kadar az. Ayrıca hedef tespiti için anlık istihbarat lazım. Kendi askerlerimiz IŞİD’e esir düşüyor, sahaya hakim değiliz.

Bu şartlarda daha hızlı olmak istenirse geriye üç yol kalıyor. İlki, bildiğiniz konvansiyonel tekniklerle saldırıp göğüs göğüse sokak savaşları yaparak içeri girmek. Tahmin edemiyeceğiniz kadar şehit ve yaralı veririz. İkincisi, şehri kuşatıp uçak, tank ve topla bombardıman yaparak El Bab’ı dümdüz etmek. Tahmin edemiyeceğiniz kadar sivil ölür ve El Bab diye bir yer kalmaz. Üçüncüsü ise IŞİD’le anlaşıp(!) yolumuzdan çekilmesini sağlamak.

Erdoğan’ın IŞİD’le anlaşacak gücü var mı bilemeyiz, ancak varsa da bunu henüz denemeyeceğini biliyoruz. Aldatıldım vb. bir açıklamayla böyle bir U dönüşü için henüz zaman var ama operasyon bitti açıklamaları da sanki bu zamanın yaklaşıyor olabileceğini işaretlerini veriyor. Bu ortamda sahadaki paşalarımızın daha şiddetli saldırmak için hem niyetleri hem de imkanları mevcut. Suriye Seferi’nde daha yıkıcı günlere doğru ilerliyoruz. Tabi bunlar sonunda bizim kazanacağımız üzerine düşünceler. Daha kötüsü de olabilir, IŞİD ve PKK çok iyi direnir ve Suriye’de Vietnam’a saplanabiliriz!

Ülke içinde ise terörizmle mücadele retoriği en üst seviyeye çıkacak, bundan en çok muhalifler nasibini alacaktır. Bugüne kadar 10 binlerce insan güya FETÖ’cü terörist denerek tutuklandı, hapse atıldı. 30 yıllık PKK terör tarihinde bu kadar terörist görmemişti bu ülke. Ama ilginçtir polis hayatının en kolay operasyonlarını yapıyor, neredeyse randevu alarak gidecekler. Ortada tek silah, cephane yok. Atatürkçü subaylardan, ömrü FETÖ ile mücadele ile geçmiş gazetecilerden solcu akademisyenlere FETÖ sillesi yemeyen neredeyse kimse kalmadı.

İçeri atılanların akıbetleri için kahin olmaya gerek yok. Gözaltında ölmezlerse hapislerde çürüyecekler. İdam ise kapıda. Daha vahim senaryolar var. Hapishanelerde yangın, isyan, firar gibi mazeretlerle katliam konuşuluyor. Dışarıdaki yakınları için havuz medyası şimdiden kripto FETÖ’cüler diyerek toplama kampı, sürgün vb. söylemlerle “soykırım” edebiyatına başladı bile.

Tüm bunlar olurken gerçek teröristler yanıbaşımızda, ellerini kollarını sallayarak canımızı almaya devam ediyor. Kısacası Suriye’de ve yurt içinde yıkım ve ölümler daha fazla artacak gibi görünüyor. Çok tehlikeli bir maceranın içindeyiz, Türkiye’nin fay hatları çatırdıyor.

Bu noktada TSK’nın mevcut general elitine ve hükümet yetkililerimize, her zaman kullanabilecekleri bir çıkış stratejisi verelim. Zor kalındığında şöyle bir olay örgüsü kullanılabilir:

(İlk olarak) Bu iddialar yok hükmündedir, FETÖ propagandasıdır, dış güçlerin oyunudur.

(Eğer böyle bir şey varsa, yani olay açığa çıkarsa) FETÖ, IŞİD ve PKK yapıp üzerimize atmaktadır.

(Onların yapmadığı ortaya çıkarsa) Firari FETÖ’cülerdir. Hapisteki askerlerin eski dümenleridir.

(Onlar da değilse) Uyuyan kripto FETÖ’cülerdir. Faiz ve dolar lobisidir.

(Bunlar da değilse) Kilis’e roket düşmesin diye doğal olarak gerçekleşen ölümlerdir.

(Bunların hiç biri işe yaramazsa) Olağanüstü halden çıkıp doğrudan (iç, dış farketmez) savaş moduna geçilir, seferberlik ilan edilir ve tüm sorunlar kimseye hesap vermeden rahat rahat halledilir.

Bu son usül de işe yaramazsa -AKP Siyaset Akademisi’nde çalışıldığı haliyle- sırasıyla Hitler’in meşhur şu iki sözüne uygun hareket edilir: İlk olarak “Biz halkımız için dünyayı karşımıza aldık.” denerek topyekün dünyaya dayılanılır ve nihayet “Eğer savaş kaybedilmişse halkı da kaybetmenin hiçbir önemi yoktur.” denerek elde son kalanlar da harcanır.

Gerçi hicivle önerdiğimiz bu çıkış stratejisini ve yukarıdaki ilk sözün benzerlerini biz gerçekten sıkça duyuyoruz. Esas amacımız böyle giderse başımıza gelmesi muhtemel ve tırnak mesafesi kadar yakın son noktaya dikkat çekmek.

Advertisements