Yazarlar: Fatih Onurlu

Şükrü Paşa

Yazının ilk bölümü için tıklayın.

Harbin stratejik, operatif ve taktik seviyeleri olduğunu teoride bilmeyen yoktur. Ancak sahadaki yansımaları bu bilginin teoriden pratiğe dönüşmediğini net bir şekilde ortaya koymaktadır. Aslında TSK’da operatif seviyede örnek bir müşterek karargâhın bulunmaması stratejik aklın taktik seviyede yeterli seviyede tezahür edemeyeceğinin de delilidir. Diğer bir ifade ile taktik seviyede icra edilen bir harekatın müşterekliği (Kara-Deniz-Hava-Özel Kuvvetler ve İç Güvenlik Harekâtı veya geri bölge harekâtı için Jandarma unsurlarından bir veya birkaçının icra ettiği harekât) Genelkurmay Başkanlığı seviyesinde sağlanabilmekte ancak taktik sahadaki manga komutanına kadar uzanan hiyerarşik zincirin hiçbir aşamasında, herhangi bir karargâhta bu müştereklik sağlanamamaktadır. Bu müşterekliği sağlamak için yapılan tek uygulama ise taktik sahadaki ilçe Jandarma Komutanlıklarını bölgedeki Tugay Komutanlığına; İl Jandarma Komutanlıklarını, bölgedeki Tümen Komutanlığına bağlamaktan öteye gidememektedir. Yapılan bu tek uygulama ise akıllara ziyan hiyerarşik bir karmaşa ile görev ve yetkiler açısından hukuki problemler ortaya çıkarmaktan başka bir işe yaramamaktadır. Bununla birlikte 2011-2013 yılları arasında terörle mücadele kapsamında yapılan faaliyetler pozitif bir stratejik etki açısından iyi bir örnek teşkil eder. Bu dönemde yapılan askeri stratejik hamleler taktik seviyede hemen kendini göstermiş ve 30 yıllık mücadelenin altın dönemi yaşanmıştır. Bu hamleler içerisinde yapılan en iyi iki uygulamadan birincisi 2’nci Ordu Komutanlığının Müşterek bir yapıya dönüştürülerek (yeterli olmasa da) harekat planlamalarının müşterek yapılması; ikincisi ise bölgeyi bilen generallerin daha önce görev yaptıkları bölgelere atanması ve yine bu kapsamda atama yerine gitmeden önce Gnkur.Bşk.nın da katılımıyla özel kurs verilmesi (Normal olarak her sene verilmekle birlikte bu dönemde İç Güvenlik bölgesine atama gören generallere, dönemin Gnkur.Bşk.nın ısrarlı takip ve kontrolü neticesinde, yeterli olmamakla birlikte daha itinalı ve daha uzun süreli bir kurs verilmiş, stratejik karargahın anafikri ve detaylara ilişkin emri birinci ağızdan bölgede görev yapacak olan komuta heyetine iletilmiştir.) ve devletin diğer unsurları ile her zamankinden çok daha yakın ve koordineli bir şekilde faaliyetlerin yürütmesidir. Bu stratejik girdi ve yönlendirme çok kısa bir süre zarfında TSK’nın her seviye komuta kademesinde kendini hissettirmiştir. Nadir yaşanan bu altın dönemin, siyasi bir stratejik bakış açısı yoksunluğuna ve barış süreci adı altında yürütülen en hafif tabiriyle ne yaptığını bilmezlik sürecine kurban gitmesi; meydana gelen stratejik çöküş veya siyasi emeller uğruna bölge halkının duygusal bağlamda devletten kopuşu hususları bu makalenin konusu olmadığından konuyu tarihin tüm belgeleriyle ortaya dökeceği günlere havale ediyorum.

SACEUR (NATO’nun Askeri Kanadının Komutanı) olarak atanan General Curtis M. Scaparrotti’nin Türkiye’ye yaptığı ziyaret esnasında Gnkur.Bşk.na yönelttiği “Siz terörle mücadele stratejinizin hangi aşamasındasınız?” sorusu herhangi bir eylem planının stratejik temelsiz yürütülmemesi gerektiğine basit bir örnek teşkil etmektedir. Gnkur.Bşk.nın zevahiri kurtarma gayreti içerisinde verdiği yuvarlak cevap da aslında strateji yoksunluğumuzun bir göstergesi olsa gerek. İtiraz olarak hemen TSK’da çeşitli seviyelerde strateji başkanlıklarının bulunduğunu, Gnkur. Genel Plan ve Prensipler Başkanlığı (Gn.P.P.Bşk.lığı)nın bu stratejileri ürettiği ve Silahlı Kuvvetler Komuta Harekât Merkezi (SKKHM)nin de bu strateji doğrultusunda faaliyetlere yön verdiği ifade edilebilirse de böyle bir teşkilat yapısının mevcudiyeti konunun uygulamaya yansıtılabildiği anlamına gelmemektedir. Buna bir de örneği az görülmüş siyasi cambazlıkların hüküm sürdüğü bir ülkede strateji geliştirmenin zorluğu da eklenince, geliştirilen stratejiler doğrultusunda en üst seviye karargahlardan en alttaki bireye kadar vazife tahlili yapabilmenin imkansızlığı görülecektir zaten. Demem o ki, Ankara’dan yuvarlanan bir kartopu Hakkari’ye, Edirne’ye çığ olup düşer. Daha da açıkçası; “Suriye dostumuzdur” ifadesinden, “Suriye düşmanımızdır” ifadesine geçiş demek, taktik saha komutanlıklarında diğer rutin işleri bir kenara koyduğunuzda bile en az bir yıllık geceli gündüzlü ilave çalışması anlamına gelir. Hiçbir değişim/dönüşüm, direktif verdim oldu veya kanun koydum, bundan sonra böyle demekle uygulanamaz. Uygulanabilseydi eğer gelişmiş Avrupa ülkelerinde olduğu gibi Türkiye’de de yayalar yaya geçidinden gönül rahatlığıyla ve araç gelip gelmediğine bile bakmadan karşıdan karşıya geçebilirlerdi. Çünkü bu durum bizim yasalarımızda da var. Ama bir ülke eğer ilkokul yıllarından itibaren çocukları, ehliyet verirken şoförleri, yasayı kontrol edecek polisleri, yasayı uygulayacak mahkemeleri yıllar ve yıllar içerisinde olması gerektiği gibi yetiştiremezse o kanun da uygulanmaz. Sonuçta da Türkiye’de aklı başında hiçbir vatandaş yaya geçidini bu şekilde kullanmaya cesaret edemez. Çok kişinin canına okur o yasa ama yine de uygulanamaz. Kanun yalnız mahkemelerde günah keçisi bulmak maksadıyla uygulanmakta ve daha ilkokuldan itibaren kanunların nasıl uygulanacağından çok kanunlardan nasıl korunulacağı öğretildiğinden dolayı o yaya geçidi aslında yok hükmündedir. Tıpkı yok hükmünde olan yaya geçitleri gibi her seviyede karargahlarda üretilen gelecek projeksiyonları ve stratejiler de aslında yok hükmündedir. Kapkara bir yolun üzerinde o beyaz şeritlerin çok estetik durması gibi, o strateji üreten birimlerin hazırladıkları ve onay aldıkları dosyalar da ancak hazırlanan sunumlarda, verilen brifinglerde çok etkileyici izlenimler bırakmaktadır. Onun için de hazırlanan o dosyayı 2-3 ay güncellemezseniz, dosya güncel gelişmelerin çok gerisinde kalır. 10 – 20 yıllık bir geleceğe yönelik yol haritasını oluşturmasına ve devletin en üst makamlarından onay alınarak hazırlanmasına rağmen cari işler o plan ve programa göre değil de mevcut plan o cari gelişmelere göre düzenlenir. Güncelleme yapılmazsa da plan cari ile örtüşmez. Sonuçta, cari faaliyetleri plana göre yönetemezseniz, planı cariye uydurursunuz. (Şunu da belirtmemiz lazım; tabi ki, her planlamada sapmalar, öngörülemeyen değişiklikler olur ve doğal olarak tadilatlar ve düzenlemeler yapılır. Bizim burada bahsettiğimiz yukarıdaki örneklerde ifade edilen stratejik etkileri olan köklü cari (anlık) değişikliklerdir.) Sonuç olarak bu kaotik çalışma usulüyle Batılıların iki misli mesai yapmış ama ancak başlangıçta bulunduğunuz yere varmış olursunuz. Sonra SACEUR gelip de planın neresindesiniz diye sorunca, ya kıvırırsınız ya da masal anlatırsınız.

Memlekette ve dahi TSK’da bir dolu “dünyayı kurtaran adam”ın ortaya çıkması ama stratejik derinlik diye hep banyo küvetinde kulaç atılmasının bir diğer nedeni de ürettiğimiz “avunma mekanizmaları” ve “kavram kısırlaştırması”dır. Bir yerlere levha asarak, akla ve cari gerçeğe dayanmayan yazılı emirler vererek yeni yeteneklere sahip olunacağı avuntusu veya her olay ve kazada mümkün olan en alt seviyede “nezaret ve kontrol eksikliği” yapan suçluyu bulmanın haklı gururu strateji sanatını uygulamakla yükümlü birçok generallerimizin geceleri rahat uyumalarına yardımcı olmaktadır. 

Birkaç gün sonrasını dahi göremeyen bir yapıdan Strateji üretmesini beklemek saflık olsa gerek. Mevcut durumda tüm karargâh ve komutanlıklar cari harekatın ve cari işlerin büyüsüne kapılmış savrulmaktadır. Günlük, hatta anlık gelişmelere yetişmeye çalışmaktan dolayı yarını bile zorlukla düşünebilmektedir. 2Gelişmiş tüm silahlı kuvvetlerde tabur seviyesinden yukarı doğru tüm birlik karargahlarında müteakip harekât planlama kısmı/şubesi/dairesi/başkanlığı (S5 / G5 / J5) bulunmakta iken TSK’da bu başkanlığa ancak Kuvvet Komutanlıklarında ulaşabilmekteyiz. Yine gelişmiş ülkelerin silahlı kuvvetlerinde bölük komutanı dahi bir yardımcı ile takviye edilerek müteakip harekâtı planlayabilmesi için tedbir alınmış idari ve cari harekât ile planlama konuları ayrılmıştır. Sayı olarak dünyanın en kalabalık ordularından olan bizde ise hep personel sıkıntısından bahsedile gelmiştir. Hatta konuya ilişkin yavan bir espri bile geliştirilmiştir: “Analar yeni Mehmetçikler doğursun, Devlet de birliğimize tahsis etsin, ben de senin talep ettiğin birime görevlendireyim”. Aslında kâğıt üzerinde S3 / G3 / J3’lerin aynı zamanda müteakip harekâtı planlama sorumluluğu bulunmaktadır. Bir denetlemede kadro görev yeri sorulan erimizin dediği gibi “çaycıyım aynı zamanda roketatar nişancısıyım”!!!

3.jpgMilli(!) büyüklerimizin genel karakterinin bir yansıması olsa gerek TSK’da da her bir hatada mümkün olan en ast seviye sorumlu günah keçisi ilan edildiğinden yapılan stratejik hatalar bir türlü görül(e)memektedir. Hattı zatında operasyonlarda rutinden kaçınılması ve her gün aynı mevziiye girilmemesi emri taktik seviyedeki birlik komutanları tarafından verilmesi gereken bir emirdir ve aslında her kademedeki komutanlar bu kuralı bilir. Ancak TSK’da adet olduğu üzere operatif ve stratejik seviyelerdeki komutanlarımız sürekli üç dört kademe astının -özellikle taktik seviyede- işine müdahale etmede pek mahir olduklarından, stratejik yığınaklanmanın doğru yapılıp yapılmadığı hususu hep göz ardı edilir. Çünkü operatif ve stratejik seviyede yürütülen işler uzun vadeli olduğundan vizyon sahibi olmayı ve strateji üretmeyi gerektirir. Eee, Türkiye’de de strateji üretmenin bir bedeli vardır ve “Can Memleketim” derken bir anda “hain” oluverirsin. Ayrıca bir cambazlık yapıp aklın, mantığın ve vatan sevgisinin yolu ile düşmez (!) kalkmaz milli(!) büyüklerimizin yolunu da kesiştirmen lazım strateji üretirken. Peki ya uyuşmazlarsa?.. Sen iyisi mi devam et günlük yatırımlara… Sonra, neyine lazım kendi milli istihbarat teşkilatının istihbaratına uyar gider kendi köylünü vuruverirsin. Boş ver, başına iş alma. En yukarıda, tüm kademe devlet birimleri adına da düşünebilen bir “bilge adam (!)” var nasıl olsa!!!

İstihbarat raporları deyince aklıma geldi. Yine bu taktik seviyedeki birlik personeli bir türlü istihbarat raporlarını dikkate almamakta ve zayiata sebebiyet vermektedir(!) Bu ne aymazlık, bu ne ciddiyetsizliktir yahu!.. Hâlbuki her gün bulundukları üs bölgelerine eylem yapılacağına dair rapor (Genellikle MİT raporları. TSK’dan devraldığı yetenekler sayesinde uçan kuşu görmesi gereken MİT. Her ne hikmetse dinleme kestirme metinleri en kritik cümlelere gelince “…” ile geçiştirilir. Yani Tug./Tüm./Kor. Komutanları bir şeylerin olacağını bilir ama nerede ne zaman olacağını bilemez genellikle.) gönderilmektedir. Bu raporlarda kim, ne maksatla, ne zaman, ne kadar kuvvetle ve nasıl bir eylem yapılacağı gibi önemsiz ayrıntılar verilmese de her gün kendilerine eylem yapılacağı belirtilmektedir. Bu hatırlatma arif olana yetse gerek. Zaten yedi gün yirmi dört saat mevziide bekliyorlar bari gerekli önlemleri alsalar ya… Tk.K.nın vazifelerini sıralayan, gidip yerinde denetleyen, erlerin ranzalarına ismini kazıması suçunu cezalandıran Orgeneraller, Korgeneraller çok gördüm ama istihbarat eksikliğini sorgulayanını görmedim malesef!..

El Bab şehidimizin birliğine de mutlaka benzer istihbarat raporları gönderilmiştir. Taktik seviyenin hataları bir bir dile getirilmiştir. Hatta, Rus uçağı bombardımanına maruz kalınabileceği uyarısını bile yapmış olabilirler, hatta ihtimaldir ki, uçağın geliş istikametine göre 90 derece tamsiper yapmadığı için şehit olduğunu bile tespit etmiş olabilirler; ama stratejik bir girdi göremedim, duyamadım ben. Kimse ortalığı ayağa kaldırmadı, sorumlu aramadı politik/stratejik seviyede. Diğer yandan, Aksakallı Paşam tabi ki tecrübeli ve yaman (!) bir asker olarak Genelkurmay Başkanlığına gönderdiği raporda tek tek ast birliklerinin hatalarını ortaya koymuştur zaten. Vurulan 50’nin üzerinde tankın, onlarca zırhlı aracın hesabını zırhlı birliklere kesmiştir elbette. Ama eminim ki, kimse ona o zırhlı birliklerin de komutanı sen değil misin dememiştir. Mekteb-i Harbiye de Atatürk’ün; “Astlarından şikâyet eden lider olamaz” vecizesi öğretilir ama, bu vecizeyi hatırlatan bir Allah’ın kulu da olmamıştır kendisine herhalde. Belli makamlara gelmek için liderlik vasıflarına değil de kan uyumuna ihtiyaç var artık değil mi Zekai Paşam?.. Zat-ı Alinizin yüksek siyasilerle kurduğunuz kan uyuşumuna da hayran olmamak elde değil doğrusu. Ayinesi siyasiler olan general burnundan kıl aldırmaz tabi. Hataları ya Tugay Komutanları yapar ya da kendi karargâhı… Fakat O hiç hata yapmaz. Ama hatalıları iyi tespit eder ha, hakkını yemeyelim. Hainleri de iyi tespit eder. Kim vatanperver, kim vatan haini bilir o, kalbinin içini bilir; hisseder astlarını… Ama sadece hataları ve hatalıları tespit eder; asla strateji tespit etmez! EDEMEZ çünkü.

Sonuç olarak, Şehit dostumun gıyabında stratejik savrulmaların taktik sahadaki yaprak dökümüdür bizi üzen bugünlerde… Bizi üzen, güzel ülkemin duygusal insanlarının başına gelenlerdir bir yönüyle… Stratejik aklı kullanacak generallerin ve kurmay subayların saf dışı bırakılması; yılların sorunlarını çözmek için en az 10 yıldır çalışılan (Hakkını yemeyelim mevcut Gnkur.Bşk.nın büyük gayretiyle son faslına gelen) dönüşüm projelerinin ayaklar altına alınması; aklın, fikrin ve dahi TSK’nın kolunun kanadının kırılmasıdır bizi geceleri uyutmayan. Yitiklerine ağlamaktan, gecelerinde uyuyamadığımız günlerde Mehmetçiğin bu stratejik çöküntülerin arasında savaşıyor olmasıdır bizi kahreden… TSK’nın zaten yarım yamalak olan ve son yıllarda geceli gündüzlü çalışmalarla toparlanmaya çalışılan entelektüel birikimi 15 Temmuz süreciyle birlikte yerle bir edilmiş; yarım yamalak bir stratejik kültüre sahip TSK, büsbütün kör edilmiştir. Bir kliğin elindeki Memleket, şahsi menfaat ve ihtiraslar uğruna bir oraya bir buraya toslarken, Mehmetçik savaşıyor ya şimdi… Ne diyelim artık, Allah sonumuzu hayır etsin…

Advertisements